Son yıllarda dünyanın dört bir yanında, çocukları ve gençleri sosyal medyanın yol açtığı hasarlardan korunabilmesi amacıyla çeşitli kısıtlamaların yürürlüğe konduğunu görüyoruz. Ülkemizde de benzer bir düzenleme geç de olsa gündeme gelmiş durumda. Kamuoyunda bu hazırlığa dair yürütülen tartışmaların odağında ise, sosyal medya platformlarına erişimin kimlik bilgileri ile sağlanması fikri yer alıyor. Eleştirilerin temelini, bu uygulamanın bireylerin devlet eliyle gözetlenmesine ve nihayetinde düşünce özgürlüğünün zedelenmesine yol açacağı iddiaları oluşturuyor. Ancak yetkililer tarafından yapılan açıklamalar, planlanan sistemin sadece bir giriş doğrulamasından ibaret olacağı ve kişinin yaşı teyit edildikten sonra devletin kullanıcı kimliğine ve paylaşımlarına hiçbir şekilde müdahalede bulunmayacağı yönünde.

Yasanın nihai şekli ortaya çıktığında elbette daha somut değerlendirmeler yapmak mümkün hale gelecektir. Halihazırda, sosyal medya şirketlerinin yeni bir hesap oluştururken bireylerden cep telefonu numarası ya da şüpheli durumlarda yüz tanıma veya kimlik belgesi gibi ilave doğrulama adımları istediğini biliyoruz. Bu sebeple, benzer bir teyit mekanizmasının ifade özgürlüğü bağlamında teknik bir sıkıntı oluşturacağını zannetmiyorum.

Yıllardır çeşitli konferanslarda ve yazılı mecralarda benzer uygulamaları tavsiye eden bir akademisyen olarak, bireylerin sosyal medyada anonim kimlikler ardına gizlenerek gerçekleştirdikleri suçların sınırlandırılması açısından, önerilen mekanizmalardan daha radikal çözümler geliştirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü, kimliğin sağladığı görünmezlik zırhına bürünerek pervasızca hakaret, iftira, taciz ve zorbalık yapan; dezenformasyon, provokasyon ya da terörist aktiviteler için bu mecraları kullanan kişi veya grupların eylemlerini gerçekleştirdikten sonra tespit edilmesi bu suçların önlenmesi açısından fazla bir anlam ifade etmiyor.

Odaklanmamız gereken asıl mesele, bu türden eylemlerin henüz meydana gelmeden önüne geçilebilmesidir ki, bunun en makul yolu, bu platformlara giriş yapan bireylerin sistem tarafından bilinebilir olmasıdır. Vaktiyle köşe başlarındaki MOBESE kameralarını “gözetlenme” olarak değerlendiren bireyler dahi, günümüzde en ufak bir kaza, hırsızlık ya da tartışma anında bu kayıtları bir ihtiyaç olarak görüyorlar. Bu örnek, aslında makul bir denetimin sosyal mecralarda toplumsal huzurun nasıl koruyabileceğinin en yalın ispatı olarak düşünülebilir.

Bu noktada, sosyal ağ şirketleri tarafından her bir kullanıcı için sosyal medya kimlik numaraları oluşturularak, resmi kimlik bilgileri ile eşleştirilen bu bilgilerin ilgili ağlar tarafından şifreli bir biçimde saklanması ve yalnızca adli bir süreç başlatıldığında yetkili mercilerle paylaşılması, pek çok vahim olayın önünü kesebilecek bir tedbir olarak düşünülebilir. Burada altı çizilmesi gereken husus ise, söz konusu bilgilerin tıpkı yeni yasa taslağında öngörüldüğü üzere, sadece platformlara kayıt ya da giriş esnasında paylaşılması ve hiçbir suretle - herhangi bir suç unsuru vaka gerçekleşmediği müddetçe- ne sosyal medya şirketlerinin ne de resmi kurumların kişisel verilere ulaşamamasıdır. Çünkü, burada amaç bir yandan kişisel verilerin güvenliği sağlanırken, diğer yandan suça teşebbüs eden bir kişinin kimliğinin kolaylıkla tespit edilebileceğinin kullanıcılar tarafından öngörülebilmesidir.

Üstelik böyle bir sistemin blokzincir altyapısıyla desteklenmesi halinde, bir taraftan suçların takibi rahatlıkla güvence altına alınırken, diğer taraftan hiçbir merci veya şahsın kişisel mahremiyeti ihlal edemeyeceği bir yapı kurulabilmesi mümkün olacaktır. Dahası, sosyal medyayı yalnızca gündemi, sanatçıları veya yakınlarını takip etmek için kullanan milyonlarca pasif kullanıcının kimliğini gizlemesine olanak tanıyan mekanizmaların da bu sistemlere entegre edilebilmesi de mümkündür. Bu gibi bir durumda, kullanıcı hesaplarının “paylaşım yapan” ve “izleyici” olarak iki kategoriye ayrılması ve yalnızca içerik paylaşan ya da üretenlerden kimlik doğrulaması talep edilmesi gibi esnek düzenlemeler her zaman rahatlıkla gerçekleştirilebilir.

Özetlemek gerekirse, gerçekten amacımız daha demokratik, daha güvenli ve daha temiz bir sosyal medya ekosistemi tesis etmek ve çocuklarımızı bu mecralarda karşı karşıya kalabilecekleri tehditlerden korumak ise, herkesin üzerine düşen sorumluluğu üstlenmesi elzemdir. Nihayetinde, kullanıcılarından platformlara, kamu kuruluşlarından reklam verenlere kadar tüm tarafların, sosyal medya kullanımının demokratik bir çerçeveye oturtulması yönündeki çabalara ciddiyetle destek vermesi sağlanmadan bu sorunu çözmemiz mümkün görünmüyor.