Suriye’de 2011 yılında başlayan iç savaş, yalnızca ülkenin siyasi ve toplumsal yapısını değil, bölgesel dengeleri ve komşu ülkelerin ekonomik yapılarını da derinden etkiledi. Aradan geçen on yılı aşkın sürede çatışmalar farklı yoğunluklarda devam ederken, sahadaki gelişmeler Türkiye açısından yalnızca bir dış politika meselesi olmaktan çıkmış, doğrudan ekonomik sonuçlar doğuran çok boyutlu bir unsur hâline gelmiştir. Güvenlikten ticarete, kamu maliyesinden işgücü piyasasına kadar uzanan bu etki alanı, Suriye’de yaşanan her yeni gelişmenin Türkiye ekonomisi üzerindeki potansiyel yansımalarını yeniden gündeme taşımaktadır.

Jeopolitik Belirsizlik ve Ekonomik Risk Algısı

Ekonomiler, belirsizliği sevmez. Özellikle coğrafi olarak yakın bir bölgede süregelen çatışma ortamı, ülke risk primini yükselten önemli faktörlerden biridir. Suriye’de yaşanan askeri ve siyasi gelişmeler, zaman zaman Türkiye’nin risk algısında artışa yol açmakta; bu durum finansal piyasalarda dalgalanmalara neden olabilmektedir. Yabancı yatırımcılar açısından bölgesel istikrarsızlık, yatırım kararlarını erteleyici veya sınırlayıcı bir unsur olarak öne çıkmaktadır.
Risk algısındaki yükseliş, Türkiye’nin borçlanma maliyetlerine de dolaylı yoldan yansıyabilmektedir. CDS primlerinde görülen artışlar, kamu ve özel sektörün dış finansmana erişimini daha pahalı hâle getirirken, bu durum bütçe dengeleri ve reel sektör yatırımları üzerinde baskı oluşturabilmektedir. Dolayısıyla Suriye’deki her askeri hareketlilik ya da diplomatik gerilim, ekonomik göstergeler üzerinden Türkiye’ye geri dönen bir etki zinciri yaratmaktadır.

Dış Ticaret ve Lojistik Hatlar Üzerindeki Etkiler

Suriye, iç savaş öncesinde Türkiye’nin Orta Doğu’ya açılan önemli ticaret koridorlarından biriydi. Karayolu taşımacılığı açısından kritik bir geçiş noktası olan ülkenin işlevini yitirmesi, Türkiye’nin bölge ülkeleriyle olan ticaretinde maliyet artışlarına neden oldu. Alternatif güzergâhların devreye alınması, lojistik süreleri uzatırken taşımacılık maliyetlerini de yükseltti.

Bununla birlikte, savaşın seyrine bağlı olarak Suriye’nin kuzeyinde zaman zaman oluşan görece istikrarlı alanlar, sınırlı da olsa yeni ticari fırsatların ortaya çıkmasına zemin hazırladı. İnşaat, gıda ve temel tüketim ürünleri alanında faaliyet gösteren Türk firmaları için sınır ticareti yeniden önem kazanırken, bu faaliyetler büyük ölçüde güvenlik koşullarına ve siyasi dengelere bağlı olarak kırılgan bir yapı sergilemektedir.

Uzun vadede ise Suriye’nin yeniden inşası gündeme geldiğinde, Türkiye’nin coğrafi yakınlığı ve üretim kapasitesi önemli bir avantaj sunabilir. Ancak bu potansiyelin hayata geçirilebilmesi, kalıcı siyasi çözüm ve güvenli bir ortamın tesis edilmesine bağlıdır.

Göç Olgusu ve İşgücü Piyasasına Yansımalar

Suriye krizinin Türkiye ekonomisi üzerindeki en görünür etkilerinden biri, kuşkusuz kitlesel göç olmuştur. Türkiye, milyonlarca Suriyeliye ev sahipliği yaparak dünyada en fazla sığınmacı barındıran ülkelerden biri hâline gelmiştir. Bu durumun ekonomik etkileri ise çok katmanlıdır.

Kısa vadede, artan nüfus kamu hizmetleri üzerindeki yükü artırmış; eğitim, sağlık ve sosyal destek harcamalarında belirgin bir yükseliş yaşanmıştır. Bu harcamalar, bütçe dengeleri açısından ilave bir baskı unsuru oluşturmuştur. Öte yandan, Suriyeli nüfusun işgücü piyasasına katılımı, özellikle kayıt dışı istihdamın yaygın olduğu sektörlerde ücret baskısına ve rekabet artışına yol açmıştır.

Ancak madalyonun diğer yüzünde, genç ve çalışabilir nüfusun bazı sektörlerde işgücü açığını kapattığı da görülmektedir. Tarım, inşaat ve imalat gibi emek yoğun alanlarda Suriyeli işgücünün varlığı, üretimin devamlılığı açısından belirli bir katkı sunmuştur. Uzun vadede entegrasyon politikalarının başarısı, bu nüfusun ekonomik sisteme katkısının mı yoksa yükünün mü ağır basacağını belirleyecek temel unsur olacaktır.

Kamu Maliyesi ve Sosyal Harcamalar

Suriye’de yaşanan gelişmelerin Türkiye ekonomisine bir diğer yansıması da kamu maliyesi üzerinden gerçekleşmektedir. Güvenlik harcamalarındaki artış, sınır güvenliği ve askeri operasyonlara ayrılan kaynakların büyümesi, bütçe kompozisyonunu doğrudan etkilemektedir. Buna ek olarak, sığınmacılara yönelik sosyal harcamalar ve altyapı yatırımları, kamu giderlerini yukarı çekmektedir.

Bu harcamaların önemli bir kısmı zorunlu nitelik taşıdığı için kısa vadede kısılması mümkün olmayan kalemlerdir. Dolayısıyla, Suriye kaynaklı gelişmeler bütçe esnekliğini azaltan bir faktör olarak öne çıkmaktadır. Uluslararası fonlar ve dış destek mekanizmaları bu yükün bir kısmını hafifletse de ana sorumluluk büyük ölçüde ulusal bütçe üzerinde kalmaktadır.

Enerji, Güvenlik ve Bölgesel Ticaret Dengeleri

Suriye’deki istikrarsızlık, yalnızca kara sınırlarıyla sınırlı kalmamakta; enerji güvenliği ve bölgesel ticaret dengeleri üzerinde de etkiler yaratmaktadır. Doğu Akdeniz ve Orta Doğu’daki jeopolitik kırılganlıklar, enerji arz güvenliği açısından risk algısını artırırken, bu durum enerji fiyatları ve tedarik maliyetleri üzerinden dolaylı olarak Türkiye ekonomisini etkilemektedir.

Ayrıca, bölgesel ticaret ağlarının zayıflaması, Türkiye’nin Orta Doğu ve Körfez ülkeleriyle olan ekonomik entegrasyonunu da sınırlayıcı bir etki yaratmaktadır. Bu da ihracat çeşitliliği ve pazar derinliği açısından dikkate alınması gereken bir unsurdur.

Sonuç: Riskler, Maliyetler ve Olası Fırsatlar

Suriye’de yaşananlar, Türkiye ekonomisi açısından tek yönlü bir etki üretmemektedir. Kısa ve orta vadede güvenlik harcamaları, göç yönetimi maliyetleri, artan belirsizlik ve risk algısı gibi unsurlar ekonomik yükleri artırmaktadır. Bu yönüyle Suriye krizi, Türkiye ekonomisi için önemli bir dışsal baskı kaynağıdır.

Ancak uzun vadeli perspektifte, bölgesel istikrarın sağlanması ve Suriye’nin yeniden inşa sürecine girilmesi hâlinde, Türkiye için yeni ticari ve ekonomik fırsatlar da doğabilir. İnşaat, lojistik, sanayi ve hizmet sektörlerinde oluşabilecek bu potansiyel, doğru diplomatik adımlar ve ekonomik stratejilerle değerlendirilebilir.

Sonuç olarak, Suriye’deki gelişmeler Türkiye ekonomisi için hem risk hem de potansiyel barındıran karmaşık bir tablo sunmaktadır. Bu tablonun hangi yöne evrileceği ise büyük ölçüde bölgesel istikrarın sağlanmasına, uluslararası iş birliğinin düzeyine ve Türkiye’nin iç ekonomik dayanıklılığına bağlı olacaktır. Ekonomi ile jeopolitiğin bu denli iç içe geçtiği bir ortamda, Suriye meselesi uzun yıllar boyunca Türkiye’nin ekonomik gündeminde belirleyici başlıklardan biri olmaya devam edecek gibi görünmektedir.

ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar
[email protected]