Ekonomi dünyasında büyüme, genellikle üretim miktarı, istihdam ve yatırımlar üzerinden ölçülür. Ancak son yıllarda ekonomistler, ülkelerin gerçek potansiyellerini anlamak için daha derin bir kavrama yöneliyor: Toplam Faktör Verimliliği (TFV). TFV, yalnızca işgücü ve sermaye kullanımının ötesine geçerek, teknolojik ilerleme, yönetim kalitesi, yenilikçilik ve kurumların etkinliğini kapsayan bir büyüme ölçütü olarak öne çıkıyor. Kısacası, TFV bir ekonominin “ne kadar akıllıca çalıştığını” ve kaynaklarını ne derece etkin kullandığını gösteren görünmez bir dinamodur.

TFV, ekonomide üretim faktörlerinin verimliliğini ölçerken, aynı zamanda büyümenin kalitesini de ortaya koyar. Örneğin, bir ülke aynı işgücü ve sermaye ile daha fazla çıktı üretiyorsa, bu TFV artışına işaret eder. Bu artışın kaynağı teknolojik yenilik, iş süreçlerinin optimizasyonu, eğitim düzeyi veya kurumsal kapasitenin güçlenmesi olabilir. Dolayısıyla TFV, sadece ekonomik performansın değil, aynı zamanda bir ülkenin rekabet gücünün ve sürdürülebilir büyüme kapasitesinin de göstergesidir.

Son yıllarda küresel büyüme farkları, TFV’nin önemini daha da ortaya koyuyor. Gelişmiş ülkeler, sermaye ve işgücü artışından sınırlı ölçüde faydalanırken, TFV artışı sayesinde ekonomik büyümeyi sürdürülebilir kılıyor. Örneğin, Japonya ve Güney Kore, sermaye birikimi sınırlı olsa da teknolojik yenilik ve kurumsal etkinliği sayesinde yüksek üretkenlik sergiliyor. Türkiye örneğinde ise son yıllarda TFV’nin yavaşladığı gözlemleniyor; büyüme, büyük ölçüde işgücü ve yatırım artışına dayalı ve verimlilik kaynaklı katkı sınırlı kalıyor. Bu durum, ekonominin potansiyelini tam olarak kullanamadığını ve yapısal reformlara ihtiyaç duyduğunu gösteriyor.

TFV’nin artışını sağlayacak alanlar oldukça net. Birincisi teknoloji ve inovasyondir. Dijitalleşme, yapay zekâ ve otomasyon üretim süreçlerini hızlandırırken maliyetleri düşürür ve kaliteyi artırır. İkincisi insan sermayesi ve eğitimdir. Yalnızca nitelikli işgücü üretkenliği artırmakla kalmaz, aynı zamanda yenilikçilik ve girişimcilik kapasitesini de yükseltir. Üçüncüsü ise kurumsal altyapı ve yönetişim kalitesidir. Hukuki güvence, şeffaf işleyiş ve etkin kamu yönetimi, kaynakların doğru alanlara yönlendirilmesini sağlar. Bu üç unsur birlikte çalıştığında, ekonomi daha az kaynakla daha fazla çıktı üretebilir.

TFV, yalnızca büyüme hızını değil, ekonomik kırılganlığı da etkiler. Düşük TFV’ye sahip bir ekonomi, dış şoklara ve krizlere karşı daha savunmasızdır. Örneğin, enerji fiyatlarındaki ani artış veya küresel talep düşüşleri, verimlilikten bağımsız büyümeye dayalı ekonomilerde büyümeyi hızla yavaşlatabilir. Buna karşın, yüksek TFV’ye sahip ülkeler, aynı şoklarla karşılaştıklarında kaynaklarını daha etkin kullanarak, krizleri daha kolay yönetebilir.

TFV’nin yükseltilmesi, sadece ekonomik değil sosyal faydaları da beraberinde getirir. Verimlilik artışı, mal ve hizmetlerin maliyetini düşürür, fiyat istikrarına katkı sağlar ve iç talebi canlandırır. Ayrıca, işgücünün daha etkin kullanımı, işyerinde motivasyon ve inovasyon kültürünü destekler. Ancak bu artışın kapsayıcı olması gerekir; yüksek TFV’ye rağmen gelir dağılımında eşitsizlik artıyorsa, sosyal memnuniyet ve iç talep zayıf kalabilir. Bu nedenle verimlilik politikalarının sosyal denge ile birlikte uygulanması kritik öneme sahiptir.

Türkiye ekonomisi açısından TFV, gelecekteki büyümenin belirleyicisi olacak. Yatırım hacmi ve işgücü artışı kısa vadeli büyüme sağlayabilir, ancak orta ve uzun vadede sürdürülebilir büyüme için TFV artışı şarttır. Bu noktada politika önerileri şunları içerir: Ar-Ge harcamalarının artırılması, dijital dönüşüm projelerinin hızlandırılması, inovatif girişimciliğin teşvik edilmesi, eğitim sisteminin iş dünyasıyla uyumlu hâle getirilmesi ve kurumsal yönetim kapasitesinin güçlendirilmesi.

Özetle, toplam faktör verimliliği, ekonominin görünmeyen motorudur. Bir ülke sadece büyüme rakamlarıyla övünmemeli; asıl soru şudur: “Kaynaklarımızı ne kadar verimli kullanıyoruz?” TFV’nin artması, daha fazla üretim demek değil, aynı zamanda daha akıllı, sürdürülebilir ve rekabetçi bir ekonomi demektir. Türkiye gibi ekonomiler için öncelik, yatırımı ve istihdamı artırmak kadar, kaynak kullanımının etkinliğini artıracak stratejiler geliştirmek olmalıdır. Bu yaklaşım, görünmez ama güçlü motor—TFV—üzerinden ekonomiyi geleceğe taşıyacak en kritik güç hâline gelir.