Geçtiğimiz yıl Kurban Bayramı’nın birinci gününde İstanbul’da bir hemşire şort giydiği için otobüste saldırıya uğramıştı. Meczubun biri genç hemşireye tekme atmıştı. Yakalanıp yargı önüne çıkarılan meczup serbest bırakılmış ancak daha sonra yapılan itiraz üzerine yeniden yakalanıp cezaevine gönderilmişti. Saldırı günlerce basında, sosyal medyada gündem olmuş ve ‘yaşam tarzına müdahale’ tartışmaları yaşanmıştı…

Önceki gün de yine İstanbul’da, bu kez bir minibüste A.A.K. adlı bir kadın 16 yaşındaki F.D.A.Y.’ye sırf başında başörtüsü var diye saldırdı. İddiaya göre hakaret etti, tehditler savurdu ve darp etti. Hem de minibüsteki herkesin gözü önünde. Minibüs şoförünün aracı karakola çekmesi sonucu gözaltına alınan ve ardından çıkarıldığı mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderilen kadının CHP üyesi olduğu ortaya çıktı…

Eminim ilk örnekte olduğu gibi bunda da yine ‘yaşam tarzına müdahale’ tartışmaları alıp başını gidecek.

Birileri sürekli kabuk bağlamış yaralarımızı kaşıyor, kanatıyor…

Her iki olayın da provokatif eylemler olduğu gün gibi ortada. Bunları yönlendirenler, iplerini elinde tutanlar olduğuna inanmasak, birer meczup veya durumdan vazife çıkaran yobazlar der geçeriz. Ne yazık ki olayların oluş şekli, zamanlaması ‘planlı’ eylemler olduğunu gösteriyor. Amaç belli; Nisan ayında yapılacak referandum nedeniyle toplumda yaşanan bölünmeyi daha keskin hale getirmek, meseleyi ‘dindar-laik’ çatışması noktasına taşımak…

Ne yazık ki her iki kanatta da bu tür provokasyonlara alet olabilecek mantalitede insanlar bir hayli fazla. İnançlar söz konusu olduğunda hiçbir sorgulama yapmadan harekete geçen bir güruhun karşısında, inancı zayıflık olarak gören, hatta din düşmanı bir güruh da var.

Türkiye üzerinde emelleri olan dış güçlerin iştahını kabartan da işte bu potansiyel…

Yakın tarihimiz bu tür örneklerle dolu. 1980 öncesi sağ-sol kavgası, dönem dönem bir kaos malzemesi olarak hortlatılan Alevi-Sünni ayrımcılığı, çıkarılmak istenen Kürt-Türk savaşı gibi…

Türkiye düşmanları, konjonktürel olarak bunları devreye sokuyor. İşte bugünlerde sarıldıkları da dindar-laik çatışması. Dolayısıyla yapılması gereken uyanık olmak. Bu tür provokasyonlara fırsat vermemek…

Hep söylüyorum; Bu ülke bizim, hepimizin. Eğrisini doğrusunu tartışalım. Bizi yönetenleri eleştirmemiz gerekiyorsa eleştirelim, alkış gerekiyorsa alkışlayalım. Ama ne olursa olsun bu ülke düşmanlarına karşı birlik olalım. Ülkemiz üzerine oynanan oyunları görelim. Bu ülkede farklı inançlara, yaşam tarzlarına sahip insanlar olduğunu ve olabileceğini kabul edelim. Kimseye ne inancından, ne etnik kökeninden, ne yaşam tarzından ötürü tepki verme hakkımız olmadığını bilelim.

Çünkü millet olarak yaralarımızı tedavi etmedikçe onlar kaşımaya, kanatmaya devam edecek…