2025 yılı, Türkiye ekonomisi açısından cari denge tartışmalarının yeniden merkezde yer aldığı bir yıl olarak kayıtlara geçti. Yıl genelinde cari işlemler açığının yaklaşık 25 milyar dolar seviyesinde gerçekleşmesi, ilk bakışta önceki yüksek açık dönemlerine kıyasla daha “kontrollü” bir tabloya işaret ediyor gibi görünse de bu rakamın arkasındaki dinamikler dikkatle incelendiğinde yapısal sorunların hâlâ güçlü biçimde varlığını sürdürdüğü görülüyor. Cari açığın düzeyi kadar, bu açığın hangi kalemlerden ve hangi ekonomik davranışlardan kaynaklandığı da önümüzdeki dönem için belirleyici olacak.

İTHALATA DAYALI BÜYÜME MODELİ

2025’te cari açığın ana nedenlerinden biri, Türkiye’nin uzun süredir içinde bulunduğu ithalata dayalı büyüme yapısının devam etmesi oldu. İç talepteki görece canlılık, özellikle dayanıklı tüketim malları, ara mallar ve yatırım malları ithalatını yukarı çekti. Sanayi üretiminde kullanılan girdilerin önemli bir bölümünün yurt dışından temin edilmesi, büyüme ivmesi kazanan her dönemde cari açığın da genişlemesine neden oluyor. Bu durum, büyüme ile cari denge arasında kurulan kırılgan ilişkiyi bir kez daha görünür kıldı.

ENERJİ VE ALTIN FATURASI

Enerji ithalatı, 2025 yılında da cari açık üzerinde belirleyici olmaya devam etti. Küresel enerji fiyatlarında dönem dönem yaşanan dalgalanmalar, Türkiye gibi enerji ithalatçısı ülkelerin dış dengelerini doğrudan etkiledi. Her ne kadar yenilenebilir enerji yatırımlarında artış gözlense de kısa vadede petrol ve doğal gaz bağımlılığının azaltılamamış olması cari açığın yapısal bir bileşeni olarak öne çıktı. Buna ek olarak, finansal belirsizliklerin arttığı dönemlerde altın ithalatının yükselmesi de cari açığı büyüten unsurlardan biri oldu.

İHRACATTA NİTELİK SORUNU

2025 yılında ihracat hacmi belirli bir artış göstermiş olsa da ihracatın katma değer yapısı cari açığı sınırlamakta yetersiz kaldı. Türkiye’nin ihracatı büyük ölçüde orta-düşük teknolojili ürünlere dayanırken, birim ihracat geliri küresel rakiplerin gerisinde kalmaya devam etti. Kur hareketleriyle sağlanan rekabet avantajı ise maliyet enflasyonu nedeniyle kalıcı bir ihracat sıçramasına dönüşemedi. Bu tablo, cari açığın yalnızca döviz kuru politikalarıyla çözülemeyeceğini net biçimde ortaya koydu.

TURİZM GELİRLERİ YETERLİ OLMADI

Hizmet gelirleri kaleminde, özellikle turizm gelirleri cari açığı sınırlayıcı bir rol oynadı. 2025’te turist sayısı ve turizm gelirleri artış kaydetti; ancak bu artış, mal ticaretindeki açıkla karşılaştırıldığında dengeleyici olmaktan uzak kaldı. Turizmin mevsimsel yapısı ve kişi başı harcamanın sınırlı artışı, cari denge üzerindeki olumlu etkinin belirli bir noktada tıkanmasına neden oldu.

FİNANSMAN TARAFINDAKİ KIRILGANLIK

Cari açığın seviyesi kadar, nasıl finanse edildiği de ekonomik istikrar açısından kritik önemde. 2025’te cari açık büyük ölçüde kısa vadeli sermaye girişleri, portföy yatırımları ve rezerv kullanımıyla finanse edildi. Doğrudan yabancı yatırımların sınırlı kalması, cari açığın finansman kalitesini zayıflattı. Bu durum, dış şoklara karşı ekonominin kırılganlığını artıran temel unsurlardan biri olarak öne çıktı. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası verileri, rezerv birikiminin dönemsel olarak desteklendiğini gösterse de sürdürülebilir bir dış denge için bunun yeterli olmadığına işaret ediyor.

GELECEK DÖNEME OLASI ETKİLER

2025’te 25 milyar dolarlık cari açık, kısa vadede yönetilebilir bir seviye olarak değerlendirilebilir. Ancak bu açığın yapısal nedenlerle oluşmuş olması, geleceğe yönelik riskleri artırıyor. Küresel finansman koşullarının sıkılaştığı, sermaye akımlarının daha seçici hale geldiği bir ortamda, cari açık ekonominin kırılgan noktalarından biri olmaya devam edebilir. Döviz ihtiyacının artması, kur üzerindeki baskıyı güçlendirebilir; bu da enflasyonla mücadeleyi zorlaştıran bir unsur olarak öne çıkar.

YAPISAL DÖNÜŞÜM ZORUNLULUĞU

Önümüzdeki dönemde cari açığın kalıcı biçimde azaltılabilmesi için üretim ve ihracat yapısında niteliksel bir dönüşüm şart. Yüksek katma değerli, teknoloji yoğun üretime geçiş; enerji bağımlılığını azaltacak yatırımlar, ihracatta pazar ve ürün çeşitliliğinin artırılması bu sürecin temel ayaklarını oluşturuyor. Aksi halde cari açık, dönemsel olarak daralsa bile, her büyüme evresinde yeniden gündeme gelen kronik bir sorun olmaya devam edecek.

SONUÇ: RAKAMIN ÖTESİNDE BİR SORUN

2025 yılında cari açığın 25 milyar dolar olması, tek başına ne bir başarı ne de bir felaket olarak değerlendirilmeli. Asıl önemli olan, bu açığın neden oluştuğu ve nasıl finanse edildiği. Mevcut tablo, Türkiye ekonomisinin hâlâ dış kaynak bağımlı bir büyüme patikasında ilerlediğini gösteriyor. Cari açıkla mücadele, yalnızca kısa vadeli politikalarla değil; uzun vadeli, sabırlı ve tutarlı bir yapısal dönüşümle mümkün. Aksi halde cari denge, önümüzdeki yıllarda da ekonomik tartışmaların merkezinde kalmaya devam edecek.