Mimarlar Odası’ndan, dün “Dünya Mimarlar Günü”yle ilgili bir mesaj geçildi..
Mesajın başlığı şöyleydi:
“Bütün duyarlı kesimleri ‘mimarlığımıza ve şehirlerimize sahip çıkmaya’ çağırıyoruz..”
Bu “çağrı”ya ben de katılıyor ve destek veriyorum..
Ancak..
“Duyarlılık” kelimesini “haklı bir istek” konusunda kullanmazsanız, o zaman “sinirlilik” ortaya çıkıveriyor..
…
Mimarların, bir kentin oluşumundaki önemini kimse inkar edemez..
Örneğin, dünyanın birçok kenti için “bir mimarlık şaheseri” şeklindeki ifadeler boşuna kullanılmıyor..
Kente güzellik, estetik ve orijinallik katılacaksa, bunu ancak mimarlarla yapabilirsiniz..
Yani..
Mimarlar, bir kent için “olmazsa olmaz”dır..
…
Şu söylediklerimden sonra, hemen dönüp Antalya’ya bakmanızı istiyorum..
Ne görüyorsunuz?
Kibrit kutusu gibi yanyana dizilmiş, şekilsiz-biçimsiz yapılardan oluşan bir “sahil kenti”..
Güya “dünya kenti” ya da “turizmin başkenti”..
Hadi söyleyin..
Sahil kenti, dünya kenti veya turizmin başkenti gibi sıfatlar yakıştırılan Antalya’da, “mimari şaheser” diyebileceğiniz bir tane bile yapı var mı?
Yok.
Niye yok?
İşte bu noktada Antalya’daki “Mimarlar Odası”nı düşünmeniz gerekiyor..
Mimarlar Odası’ndaki mimarlar arasında “şaheser yaratabilecek” bir tane bile mimar yok mu?
Elbette var..
Ama..
Başta başkanları olmak üzere, neredeyse bütün üyeleri “çok iyi eserler” yaratmak yerine “siyaseti n arka bahçesi” gibi hareket etmeyi yeğliyorlar..
“Bu kente kim ne yapacaksa, önce bize gelip danışacak, icazetimizi alacak” diyorlar..
Gelmezlerse, dava açıp süründürüyor, bıktırıyor ve kaçırtıyorlar..
Antalya’ya yapılacak Kentpark, Stadyum, Dokuma gibi birçok konuya el atmış yatırımcılar, Mimarlar Odası’nın bu tavrından dolayı “lanet olsun” deyip çekildiler..
Ama.
Arka bahçesi oldukları siyasi partiye mensup bir yöneticiye ve onun projelerine gıkları çıkmıyor..
AVM gibi çalıştırılan Akvaryum buna örnektir..
…
Özetle..
Mimarların, bir kent, hatta dünya için ne kadar önemli olduğunu çok iyi biliyorum..
Ama..
Antalya’ya “mimari” açıdan bakınca, içim kararıyor..
Ve ister istemez, “niye bu kentte de şaheser yaratan mimarlar yok” diye hayıflanıyorum..
…
Dün Antalya Mimarlar Odası’ndan “Dünya mimarlık Günü”yle ilgili yapılan açıklamada, yine siyaset yapılmış..
Açıklamada; yine arka bahçesi oldukları siyasi görüş doğrultusunda ifadelere yer verilmiş..
Üstelik, çok masum ve etkili bir kelime olan “duyarlılık” ifadesi kullanılmış:
“Bütün duyarlı kesimleri ‘mimarlığımıza ve şehirlerimize sahip çıkmaya’ çağırıyoruz..”
Ben de..
Bütün “duyarlı mimarları” siyasi görüşleri doğrultusunda değil, kentlerin ruhuna yaraşır bir doğrultuda hareket etmeye çağırıyorum..
Kentlerin “ruhu” olur mu?
Evet olur..
Kentler de, tıpkı insanlar gibi doğarlar, büyürler ve o kentin “mimarları” ile ya ölümsüzleşirler (dünyada çok fazla örneği var) ya da sıradanlaşır ve “yaşayan ölü bir kent” haline gelirler..
Yani ekonomik ve sosyal yaşam yok olur gider..
…
Şimdi..
Antalya’da yaşayanlar olarak..
Antalya’da iş yapan mimarlardan bu kentin özelliğine ve kimliğine yaraşır eserler ortaya koymasını bekliyorum..
Ve diyorum ki:
“Siyaset de yapın, ama önce işinizi yapın..
Şaheserler yaratın ve bu kentin yaşamasını, daha önemlisi ölümsüzleşmesini sağlayın..
Ya da..
Bu tür çalışmaları yapacak yatırımcıları bıktırmayın, önünü kapatmayın..”
Antalya
Antalya
Asayiş
Spor
Güncel
İlçeler
Trend Haberler
Samsun 20. Vezirköprü Belediyesi Kunduz Yağlı Güreşleri’ni kim kazandı?
Bursaspor’dan Rey Manaj bombası! Anlaşma çok yakın
Antalya'da elektrik kesintileri: 9 Ağustos
Antalya'da elektrik kesintileri: 8 Ağustos
İl içi tayinlerde takvim tepkisi
Çatıdaki tohumdan tropikal meyve müzesine