Ben genellikle insanları ikiye ayırırım..
BİR.. Değeri yüksek insanlar..
İKİ.. Değeri düşük insanlar..
Aynı nitelemeyi “gazeteciler” yani meslektaşlarım için de yaparım..
BİR.. değeri yüksek gazeteciler..
İKİ.. Değeri düşük gazeteciler..
…
Değeri yüksek olanlar..
Çalışırlar, üretirler, kendilerine-çevrelerine-ülkelerine ve bütün insanlığa katkılarda bulunurlar..
Bilgi, liyakat, erdem, etik, kalite, adalet gibi “en yüksek iyi”leri ararlar..
Bu değerleri benimserler, bu değerlerin yaygınlaşması ve kurumsallaşması için çaba gösterirler..
Değeri düşükler ise..
Kem gözlüdürler..
Tembellik, aylaklık, rehavet ve atalet içinde olmakla kalmazlar..
“Çekemezlik” ve “şantajcılık” gibi adi bir hastalık içinde kıvranıp dururlar..
Çalışan ve üreten insanları engellemeye çalışırlar..
…
Biliyorum ki şimdi, “bu yazıda kimi hedef aldığınızı niye açıkça yazmıyorsunuz” diye soracaksınız..
Bu sorunuza, Şair Eşref’in söylediği şu sözlerle cevap vereyim:
“Bu yazdıklarım, bütün değeri düşük insanlara uygulansın, numarasız gözlük gibi kullanılsın diye isim belirtmiyorum..”
…
Gelelim bunları niye yazdığıma..
…
Bir meslektaşımız..
Yeni bir internet gazetesi açtığı gün, “sansasyon” yaratıp gazetesine ilgi çekebilmek için “farklı” bir yola başvurur..
“Bir belediye başkanını koltuktan edecek doğum günü görüntüleri” diyerek yayın yapmaya başlar..
“Bu resimler koltuktan edecek” der, ama isim vermez..
Bir-iki tane de resim koyar..
Haber yerine de, “hukukçularımız bu resimlerin yayınlanıp yayınlanmayacağı konusunu araştırıyor” diye yazar..
Yani..
Hukuki zemin arayışında olduğunu belirtir..
Güya “bakın ben hukuka saygılıyım” demek ister..
Ama..
Konu bu şekilde 2-3 gün sürünce “yorumlar” ve dedikodular başlar..
Şunlar söylenir:
- “Bu gazeteci karşıdan bir şey bekliyor..”
- “Bu gazeteci açıkça şantaj yapıyor..”
…
İş bu kadarla bitmiyor tabii..
İki-üç gün sonra..
O Belediye Başkanı çıkar, “o başkan benim” diyerek o doğum günü fotoğraflarını bir başka internet gazetesine vererek yayınlatır..
Ardından da bir açıklama gelir:
“Son günlerde bazı basın organlarında ‘bu resimler başkanı koltuğundan eder’ gibi, ‘avukata sordum yayınla dedi’ gibi saçma sapan başlıklar ve anlamsız resimlerler yayınlandı..
Yayın süresince şantaj yöntemi ile faklı beklentiler içerisinde olanlar beklentilerine cevap alamadıklarından, resimleri diğer basın organlarına servis yaparak kinlerini kustular..
Yayınlanan resimlerin içeriğinde Aksu Belediye Başkanı İsa Yıldırım kot pantolon ve tişörtlü bir şekilde bir otelin havuzu kenarında kendi fotoğraf makinesi ile çekilmiş iki turist bayanla fotoğrafları vardı..
Şimdi soruyoruz:
Bu resimlerdeki başkan mı şerefsiz?
Yoksa bu resimleri habercilik adına şantaj yapan gazeteciler mi şerefsiz?
Konuyla ilgili olarak Belediye Başkanımız İsa Yıldırım, Avukatı aracılığı ile Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunacaktır..”
…
Ne oldu şimdi?
İş “şantaj yapan şerefsiz gazeteciler” noktasına geldi..
Böyle nitelenen gazetecilerin kim olduğu belli..
Hani o sözünü ettiğim “değeri düşük”ler var ya, onlar işte..
Ama..
Dikkat edin ucu, diğer gazetecilere de dokunuyor..
Çünkü..
Bu olaylardan sonra insanlar artık bütün gazetecilere “şantajcı” gözüyle bakıyor..
“Değeri yüksek”lerle “değeri düşük”ler aynı kefeye konuyor..
Yapılan ciddi ve gerçek haber ile yorumların altında “hinlik” aranıyor..
Özetle..
Kurunun arasında yaş da yanıyor..
…
Böyle bir durumu kabullenemem..
Kendi adıma bunu kamuoyuna duyurma gereği hissettiğim için yazdım bunları..
Sizler bir “mesleki özeleştiri” olarak da görebilirsiniz..
Kimi ciddiye alacağınızı ve her gazetecinin şantajcı olmadığını bilmeniz gerek..
Spor
Antalya
Asayiş
İlçeler
Kültür-
Trend Haberler
Servisçilerden Milli Eğitim’e sert tepki: ‘Düzeni neden bozuyorsunuz?’
Fatih Altaylı duyurdu: Antalya’nın simgesi 7 Mehmet kapanıyor mu?
‘Görev değişir duruş değişmez’
Antalyaspor’un eski yöneticisinden çarpıcı açıklamalar!
7 Mehmet: Antalya’dan ayrılmamız söz konusu değil
Torun Turgut, annesinin haklarını hukuk mücadelesiyle geri aldı: 16 yıl sonra gelen zafer