Rahmetli Barış Manço?nun bir parçası vardı, ?Ben bilirim? diye.
?Deli gönül sevdasını ben bilirim ben bilirim? diye başlar,  ?Yardan ayrı kalmasını ben bilirim ben bilirim? diye giderdi.
Aslında o, ?Ben bilirim? hitabı biz gazeteciler açısından o kadar çok geçerli ki, ?Cuk? diye oturduğu bir gerçektir.
?Biz? demekten çok, ?Ben? demeyi tercih ederiz.
Nedeni ise çok basit.
Bir sohbet ortamında her hangi bir konu açılır, gazeteci anında atılır, ?Ben o konuda şöyle yazı yazdım, böyle olayın üzerine gittim.?
Basın toplantılarında bir birimizle laf kapma yarışına gireriz. Aramızda o kadar çok, ?Ben şunu istiyorum, ben böyle olmasından yanayım? gibi hatip kesilenler olur ki, o laflarla karşımızdakilere ders vermekten dahi geri durmayız.
En büyük özelliklerimizin başında da, ?Ben demiştim, bak dediğim çıktı? hitabını dilimizden veya yazılarımızdan düşürmeme gelir.
Bizler kahinizdir!..
Bizler varsayımları en fazla tutturabilenlerdenizdir!..
Yeri gelir futbol maçlarında teknik direktör olur teknik adama en alasından ders veririz.
Kimimizin uzmanlık dalı politikadır, başbakan, bakan ve milletvekilleri hatta belediye başkanlarına siyaset eğitimi vermekten geri durmayız.
Bazılarımız imar uzmanı kesilir. Mimar, mühendis hatta aramızda kendisini gıda mühendisi gibi görenlere dahi rastlamak mümkündür!.
Bir bakmışsınız durduk yerden Vali?nin tayinini çıkartmış, Emniyet Müdürü?ne nasıl müdürlük yapılacağının en iyi kursunu vermeye kalkarız!.
Kimimiz de eğitimci olur çıkar!..
30 yılını eğitime vermiş, artık o işte uzmanın da uzmanı olmuş eğitimciler dahi bizden daha iyi eğitimi bilemez!..
Kimimize göre A Parti tu-kakadır, kimilerine göre ise B Parti. Asla aynı fikirde birleşemeyiz,
Daha doğrusu birleşmek gibi bir fikir hiçbir zaman taşımamışızdır.
Ben yatırım yanlısı mıyım, tam tersini savunmayı marifet sayanlar çok geçmeden boylarını kesinlikle gösterirler.
Felaket tellallığı konusunda üzerimize yoktur!..
Eleştiririz ama eleştirilmeye asla tahammülümüz olamaz. Zira başkalarının bildikleri kendi bildiklerimizin yanında faso fisodur.
Kendi dünya görüşümüze, fikrimize karşı çıkanlar için, ?Bu kent veya bu ülkeye zarar veriyorsunuz? yakıştırmasından geri durmayız.
Bugün Elektrik Mühendisi olup çıkar, hangi elektrik santralinin ülkem insanına daha yararlı olup olmadığı konusunda dayatmalarda bulunmaktan bile çekinmeyiz. Yarın Ziraat Mühendisine toprağı nasıl kullanması gerektiği hakkında bilgi edinmesine davet ederiz.
Sıkıştık mı, ?Etik mi? veya ?Etik değil mi? cümlesinin ardına sığınırız.
Çuvaldızı hep başkalarına batırırız ancak, iğnenin bırakın batırılmasını, ucu dahi gösterildiğinde ciyak ciyak bağırır, basın özgürlüğünden, gazetecinin haber alma yetkisinden bahsederiz.
Bunları yaparız.
?Ben yapmam? diyen kaç gazeteci çıkar işte o da ayrı bir soru işareti.
Siz hiç gördünüz mü, gazeteci-hukukçu, gazeteci-doktor, gazeteci-mühendis, gazeteci-pilot olanını.
Göremezsiniz.
Çünkü hukuk okumadan, avukat, hakim savcı olunmaz. Tıp okumadan da doktor.
Ama hiçbir mesleği olmayandan dahi gazeteci olabiliyor.
Girersin bir şirketin şemsiyesi altına, gazete patronu dahi olma şansını yakalayıp, başlarsın akıl hocalığı yapmaya.
Adına da gazetecilik denir!..
Ve her şeyi en iyini de gazeteci bilir!..