Önceki gün, “köşe yazarı” bir arkadaşımıza “CHP’li gazeteci” dediğim için bana çok kızmış..
Öyle kızmış ki..
“Seviyesini” ortaya koyacak ifadeler kullanmış..
Bu arada, hem kendini savunmuş, hem de “laf ebeliği” yaparak gazetecilik dersi vermeye kalkışmış..
Ben “sansür”ün ne anlama geldiğini çok iyi biliyorum da..
O arkadaşım, bir gazetecinin “haber almasını engelleme” girişiminin anlamını güçlendirmek için çoğu kez pratikte “sansür” lafının kullanıldığını pek hatırlamıyor herhalde..

Neyse..
Bir radyoda “haftada 3 gün programa katıldığını söyleyen” bu köşe yazarı arkadaşımdan, ona “CHP’li gazeteci” dediğim için –huzurlarınızda- özür diliyorum..
Yanılmışım..
Gazeteciliğe Yeni Şafak’ta başlayan..
Antalya’ya geldiğinde rahmetli bir İl Başkanı’nın rahle-i tedrisatından geçen..
Sonra da kendisini “sosyalist” ilan eden..
Bu aralarda Akaydın’ın “mabad”ından ayrılmayan..
Maaşını bankamatikten mi, elden mi aldığı tartışılan..
“Ne idüğü belirsiz” bir gazeteci mi demem gerekiyordu acaba?
Yok..
Ben hiçbir arkadaşıma bu sıfatı yakıştıramam..
“Seviyesi düşük” ifadelerle kendini savunan bir “gazeteci” de olamam..
Madem “CHP’li gazeteci değilim” diyor, ben ona inanıyorum..

Biliyorum ki şimdi, “bu yazıda kimi anlattığınızı niye açıkça yazmıyorsunuz” diye soracaksınız..
Aslında, bildiğinizi sanıyorum..
Ama..
Bu sorunuza, Şair Eşref’in söylediği şu sözlerle cevap vereyim:
“Bu yazdıklarım, bütün değeri düşük insanlara uygulansın, numarasız gözlük gibi kullanılsın diye isim belirtmiyorum..”
Yolu açık olsun..