Ne çekiyorsak dilimizden çekiyoruz. Anlık hezeyanlar sonucu düşünmeden ağzımızdan çıkan bir cümle başımızı derde sokabiliyor. Yaşanmışlıklarla sabit. Öyle ki atasözleriyle de tescillenmiş…
‘Dilin cirmi küçük, cürmü büyük’, ‘Dilin kemiği yok’, ‘Dilim seni dilim dilim dileyim, başıma geleni senden bileyim’, ‘Dil ebsem (olsa) baş esendir’ gibi. Halk arasında kullanılan daha niceleri var böyle. Hepsinde de anlatılmak istenen, vücudumuzdaki bu küçük organın doğru kullanılmaması halinde nelere mal olacağı…
İçinde bulunduğumuz ve nihayet yarın son bulacak olan referandum sürecinde de ‘kemiksiz dil’ örnekleri yaşadık. En ses getirenlerinden biri hiç kuşku yok ki CHP Konya Milletvekili Hüsnü Bozkurt’unkiydi. Bozkurt katıldığı bir programda referandumda yüzde 65 ‘Hayır’ çıkacağını öne sürmüş ve ardından, “Diyelim ki ‘Evet’ çıktı, kimse heveslenmesin. Biz yine Samsun'dan başlarız, Amasya'ya gideriz, Sivas'a gideriz, Ankara'ya geliriz. Buradan İnönü'ye Sakarya'ya Dumlupınar'a... Ulan sizi İzmir'e kadar kovalamazsak anamızdan emdiğimiz süt helal olmasın. Sizi de sizin yedi göbek sülalenizi de, bütün emperyalistleri de yine İzmir'den denize dökeriz” diye gürlemişti. Bir anlık gazla ve bana göre düşüncesizce söylenmiş bu sözler sonrası adeta kıyamet kopmuştu. CHP’li Bozkurt’a sadece ‘Evet’çiler değil toplumun her kesiminden ciddi tepki ve eleştiriler hala devam ediyorken, önceki gün bu kez de AK Partili Osmaniye Düziçi Belediye Başkanı Ökkeş Namlı benzer bir skandala imza attı.
‘Evet' gecesinde vatandaşlarla bir araya gelen Namlı, 'Hayır' oyu kullanacaklar için 'şerefsiz' tabirini kullanırken, 'evet' vermeyecek belediye işçilerini de işten atmakla tehdit etti…
Dün sosyal medyada yer alan haberlere göre Namlı, “Hiç kimse AK Partili milletvekillerini belediye başkanlarını ilçe başkanlarını aldattığını zannetmesin. Aldatan aldatılan siz olursunuz. Hem ekmeğini yiyip hem hastaneye gidip ondan sonra da ‘Hayır’cıyım demek şerefsizliktir. Oy vermiyorsa, AK Parti’nin ekmeğini yiyorsa haram zehir zıkkım olsun. Seçimden sonra sizlerin çoluk çocuğu dururken onları orda koyarsam namerdim. İŞKUR’dan girmiş ‘Hayır’a çalışıyormuş. Çalışamazsın kardeşim. Sözümüzü dinleyemeyen ya FETÖ’cü ya APO’cudur” gibi ipe sapa gelmez ifadeler kullandı.
Okurken bile dehşete düştüm.
Bu resmen ateşe varille benzin dökmek…
Toplum zaten haftalardır gerilmiş, ayrıştırma, ötekileştirme had safhada.
Dili kemiksiz bu zatı muhteremler ise gerginliği daha da artırmak için elinden geleni yapıyor…
Gerçekte kim bunlar, amaçları ne?
Parayla provokatör kiralasan bunların yaptığını yapamaz…
Dünkü yazımda bu gerilimli atmosferden bahsetmiş ve 17 Nisan sabahı yine hepimizin yüz yüze bakacağını, selamlaşacağımızı vurgulamıştım. Toplum olarak ortak paydamızın ‘vatan’ olduğuna dikkat çekerken, 16 Nisan’ın bir son değil bir başlangıç olacağından ve herkesin bu bilinçle hareket etmesi gerektiğinden söz etmiştim.
Ancak görülüyor ki birilerinin hedefi bu toplumu bölmek, parçalamak…
Fakat ne yaparlarsa yapsınlar buna muvaffak olamayacaklar.
Bu ülke böyle çok badire atlatmıştır, yine atlatacaktır.
Bundan kimsenin kuşkusu olmasın…