Kırsal kalkınmada hayvan refahı kadar çoban refahı da önemli. Çünkü bir hayvan milli servettir, çoban ise o serveti yaşatan emektir. Peki, hayvanın refahını konuşurken çobanın ve ailesinin yaşam koşullarını neden göz ardı ediyoruz?
Kırsal kalkınma politikalarında son yıllarda hayvan refahı, modern hayvancılık tesisleri, verimlilik ve sürdürülebilir üretim konuları daha fazla gündeme geliyor. Hayvanların sağlıklı koşullarda yetiştirilmesi, uygun barınma alanlarına sahip olması ve üretimin çağdaş standartlara göre yürütülmesi elbette çok önemli. Ancak bu tablonun çoğu zaman gözden kaçan bir tarafı var: Çobanın refahı!
Hayvanın yaşam koşullarını iyileştirmeyi hedeflerken o hayvanın bakımını üstlenen, gece gündüz sürüsünün başında duran, doğayla mücadele eden ve çoğu zaman ailesiyle birlikte bu sorumluluğu taşıyan çobanı ne kadar düşünüyoruz?
Kırsal kalkınma yalnızca hayvanların barınacağı ahırları, ağılları ve üretim tesislerini inşa etmekten ibaret değildir. Kırsal kalkınma, aynı zamanda o üretimi ayakta tutan insanın yaşam kalitesini yükseltmektir.
Çobanlık, Bir Kişinin Değil Bir Ailenin Hayatıdır
Çobanlık mesleğini yalnızca sürünün başında duran tek bir kişi üzerinden değerlendirmek, sahadaki gerçekleri eksik okumaktır. Özellikle küçükbaş hayvancılıkta çobanlık, çoğu zaman bütün ailenin katıldığı bir yaşam biçimidir. Eşler üretimin farklı aşamalarında sorumluluk alır; çocuklar da kırsal yaşamın koşulları içinde büyür. Aile, yalnızca bir mesleği icra etmez, aynı zamanda bir yaşamı ve üretim kültürünü sürdürür.
Üstelik çobanlık, belirli mesai saatleriyle sınırlandırılabilecek bir iş değildir. Hayvanların doğumu, hastalığı, beslenmesi, korunması ve sürünün güvenliği, günün her saatinde sorumluluk gerektirir. Bayramda, tatilde veya zor hava koşullarında üretimin durması mümkün değildir.
Böylesine ağır bir sorumluluğu üstlenen çobanın ailesiyle birlikte insanca yaşayabileceği bir konuta sahip olması lüks değil, temel bir ihtiyaçtır.
Peki, çoban ailesinin de insanca barınma hakkı yok mu? Çocukların kendilerine ait bir odada ders çalışması, dinlenmesi ve sağlıklı bir ortamda büyümesi neden kırsal kalkınmanın öncelikleri arasında yer almasın?
Kentte yaşayan çocuklar için doğal kabul ettiğimiz yaşam standartlarını, kırsalda yaşayan çoban çocukları için neden bir ayrıcalık gibi görüyoruz?
Hibe Programlarında Çoban Evi Neden Göz Ardı Ediliyor?
Hayvancılık yatırımlarına yönelik destek programları değerlendirilirken yalnızca üretim kapasitesine ve tesislerin teknik özelliklerine değil, üretimin insan kaynağına da bakılmalıdır.
IPARD desteklerinde çoban evine yönelik desteğin bulunmaması ya da ilgili çağrılarda bu giderin destek kapsamına alınmaması, kırsalda kalıcı üretim yapmak isteyen yetiştiriciler açısından önemli bir sorun oluşturuyor. Kırsal Kalkınma Yatırımlarını Destekleme Programı (KKYDP) kapsamında ise çoban evi için 450 bin TL düzeyindeki bir desteğin yeterliliği ayrıca tartışılmalıdır.
Bugünün inşaat maliyetleri düşünüldüğünde, bu tutarla bir çoban ailesinin ihtiyaçlarını karşılayan, sağlıklı ve uzun yıllar kullanılabilecek nitelikte bir ev yapmak ne kadar mümkün?
Çoban evinin yalnızca dört duvardan ibaret olmadığı unutulmamalıdır. Ailenin büyüklüğüne uygun odalar, mutfak, banyo, tuvalet, ısınma, temiz su, elektrik ve atık su altyapısı gibi temel ihtiyaçlar vardır. Kırsal bölgelerde altyapının bulunmadığı arazilerde bu maliyetler daha da artmaktadır.
Dolayısıyla destek tutarları belirlenirken yalnızca kâğıt üzerindeki maliyetler değil, sahadaki gerçek inşaat giderleri de dikkate alınmalıdır. Çoban evinin destek kapsamına alınması kadar, verilen desteğin gerçek maliyetlerle uyumlu olması da önemlidir.
“Yörük Çadırı Kur, Konteyner Koy” Demek Çözüm mü?
Sahada zaman zaman karşılaşılan bir yaklaşım var: “Bir Yörük çadırı kurulsun, bir konteyner konulsun, yeter.”
Yörük kültürünün ve geleneksel göçer yaşamın değerini elbette tartışmıyoruz. Tam tersine, bu kültürün yaşatılmasını ve korunmasını savunuyoruz. Ancak kültürel mirasa sahip çıkmakla, çoban ailelerinin barınma ihtiyaçlarını geçici çözümlere mahkûm etmek birbirine karıştırılmamalıdır.
Bir konteyner, belirli koşullarda geçici barınma ihtiyacını karşılayabilir. Fakat dört mevsim boyunca ailesiyle birlikte yaşayan, çocuklarını büyüten ve hayvancılığı sürdüren bir çobanın bütün ihtiyaçlarını her koşulda karşılayacağı varsayılamaz.
Çobanlık hayatını yalnızca bir çadırdan veya konteynerden ibaret görmek, mesleğin zorluğunu ve bu mesleği sürdüren insanların yaşam koşullarını yeterince anlamamak demektir.
Çoban hayatı bu kadar değersiz değil!
Kırsalda üretimin devam etmesini istiyorsak çobana yalnızca hayvanların bakımını üstlenen bir iş gücü olarak bakamayız. Onu ailesi, çocukları, sosyal ihtiyaçları ve geleceğe ilişkin beklentileriyle birlikte değerlendirmek zorundayız.
Bir Hayvan Milli Servettir, Çoban O Servetin Koruyucusudur
Hayvancılık, yalnızca ekonomik bir faaliyet değildir. Gıda arzının güvenliği, kırsal nüfusun yerinde kalması, meraların değerlendirilmesi, geleneksel üretim bilgisinin aktarılması ve yerel ekonomilerin yaşaması açısından stratejik öneme sahiptir.
Bir koyun, bir keçi veya bir büyükbaş hayvan milli servettir. Ülkenin hayvan varlığının korunması ve geliştirilmesi, üretimin sürdürülebilirliği açısından önem taşır. Ancak bu servetin korunmasını sağlayan insan emeğini göz ardı edemeyiz.
Hayvanı hastalandığında tedavi eden, doğum sırasında başında bekleyen, sürüyü meraya çıkaran, yırtıcı hayvanlara ve zorlu hava koşullarına karşı koruyan çobandır. Hayvanın sağlığı ve refahı, büyük ölçüde ona bakım veren insanın çalışma ve yaşam koşullarıyla ilişkilidir.
Çobanın barınma koşulları kötüyse, ailesi temel ihtiyaçlarını karşılayamıyorsa ve çocuklarının geleceği kırsalda yaşamaya bağlı olarak belirsizleşiyorsa genç kuşakların bu mesleği sürdürmesini beklemek de gerçekçi değildir.
Bugün çoban evine yapılan yatırım, yalnızca bir konut yatırımı değildir. Aynı zamanda hayvancılıkta insan kaynağını korumaya, kırsal nüfusun devamlılığına ve milli servetin sürdürülebilirliğine yapılan bir yatırımdır.
Kırsal Kalkınma Politikaları Yeniden Ele Alınmalı
Kırsal kalkınma destekleri hazırlanırken çobanların ve ailelerinin ihtiyaçları daha güçlü biçimde dikkate alınmalıdır. Bunun için somut adımlar atılabilir:
- Çoban evleri destek kapsamına alınmalı: Hayvancılık işletmelerinde üretimin devamlılığı için gerekli, mevzuata uygun konut yatırımları hibe programlarında değerlendirilmelidir.
- Destek tutarları güncel maliyetlere göre belirlenmeli: Çoban evine ayrılan ödenek, gerçek inşaat ve altyapı maliyetleriyle uyumlu hâle getirilmelidir.
- Aile yaşamı esas alınmalı: Konut standartları belirlenirken çobanın medeni durumu, aile büyüklüğü ve çocukların temel ihtiyaçları gözetilmelidir.
- Altyapı yatırımları unutulmamalı: Temiz su, elektrik, atık su ve ısınma gibi temel ihtiyaçlar destek mekanizmalarının önemli bir parçası olmalıdır.
- Çobanlık mesleğinin itibarı güçlendirilmeli: Mesleği yalnızca zorunluluktan yapılan bir iş olmaktan çıkarıp gelecek kuşakların da tercih edebileceği sürdürülebilir bir yaşam ve üretim biçimine dönüştürmek hedeflenmelidir.
Hayvancılıkta modernleşme, yalnızca teknolojik tesisler kurmakla gerçekleşmez. Üretimin merkezindeki insanın refahını yükseltmek de modernleşmenin temel bir parçasıdır.
Kırsal kalkınmada hayvan refahını savunurken çoban refahını ikinci plana atamayız. Hayvanlara sağlıklı yaşam koşulları sunmak ne kadar önemliyse, o hayvanlara bakan insanların da sağlıklı ve insanca koşullarda yaşaması o kadar önemlidir.
Çoban ailesinin evi bir lüks değil, üretimin devamlılığı için gerekli bir ihtiyaçtır. Çocuğunun odasını, ailesinin güvenliğini ve geleceğini düşünen çoban, aynı zamanda ülkenin gıda güvenliğini ve hayvancılığın geleceğini de taşımaktadır.
Bir hayvan milli servettir. O milli serveti yaşatan çoban da kırsal kalkınmanın vazgeçilmezidir. Çobanı korumadan hayvancılığı, çoban ailesini güçlendirmeden kırsal kalkınmayı sürdürülebilir kılamayız.
Esra Özkan Çiçek