Kimisi Umre’ye gider, bazıları da Hollanda’ya..
Biz Sarısu’da kalırız..
“Seni çağırmıyorlar tabi. Kendine yan” diye düşünülecektir.
Tamam.
Son zamanlarda özellikle de Sivil Toplum Kuruluşları başta olmak üzere, Turizm Fuarları’ndan tutun da, bilmem nere inceleme gezilerini kişiye özel davetlerle geçiştiriyor, geçiştirmesine de.,
O kadar da değil.
Kişisel olarak öyle kayda değer özelliğimiz yok ve olmaya bilir de amma, şükürler olsun ki müessesecilikte ciddi boyutta bir farkımız, fazlasıyla var.
Bunu da kolay elde etmedik.
Bazıları Almanya’ya uçar.,
Bazıları da toplu halde Moskova’ya.
Döndüklerinde ise ballandıra, ballandıra sözüm ona ‘Avrupa gezisini’ anlatırlar.
Ballı geziler konur adına.
Biz ise Çakırlar güzergahını turlarız. Balı da ancak gözlemeci Selma ablanın zıkkımlanmamız için önümüze koyduğu kahvaltılıklar arasında görürüz.
Bilmiyorlar ki bir başlarsak Hacı Murat’ın Ferrari’yi sollaması misali eker geçeriz de.,
Son 7-8 yıldır Avrupa olarak, İstanbul’un Taksim, Bebek ve Yeşilköy tarafı dışında hiçbir yere gitmedik gitmemesine de, biz Avrupa yollarını aşındırırken, Düden şelalesine gidemeyen muhteremler, Antalya’nın sıcak ve bunaltıcı neminden dolayı alınlarında biriken teri siliyorlardı.
İstenirse megaloman densin!..
Ne yani?
Belarus’un Minsk Şehri’ndeki Grand Disco’da nasıl tekila yudumladığımızı mı?
Şehrin göbeğinden geçen Svisloch nehri kıyısındaki koruma duvarlarına oturup, etrafını izleyen mavi gözlü fıstıkları mı anlatalım.
“Rusya’nın San Petersburg gibi tarihi şehrine giden var mı? Ben gittim” mi diyeyim?
Moskova'nın 715 km kuzeybatısında bulunur, Rusya'nın 2. Avrupa'nın 4. büyük şehridir. Kültürel merkez oluşunun yanı sıra zarif binalarıyla da muhteşem bir şehir deyip ahkam mı keselim.
Yoksa.,
Hamburg’un San Pauli semtinde geçirdiğimiz vakitleri mi?
Hof Bahnhof’un ihtişamlı duruşundan mı bahsedelim?
Hamburg’a üçüncü gidişimizde Antalya’ya telefon açıp, Ünal Öger’e, “Öger Tur’da yakında Antalya’ya dönüş uçağı varsa ayarla ağabey. Sıkıldım burada” dediğimi mi anlatayım?
Avusturya’nın Wien (Viyana), Almanya’nın Bremen kentlerinin yemyeşil olmasındaki nedenlerden mi söz edelim?
Daha sayalım mı?
Yunanistan’ın Rodos adasına tam 5 kez gittik. “Okan Tunaboylu ve Dr. Atilla Akın ile Aleksis’in yerinde nasıl sirtaki yaptık bir bilseniz” nispeti mi yapalım?
Bitmedi.
Rodos’ta Kiraladığımız arabayla Sadık Deda yüzünden az daha Yunan askerine enseleniyorduk” deyip caka mı satalım?
Bitmedi.
Bir başka Rodos gezimizde, zamanın Kumluca Kaymakamı’nın pasaportunu unutmasına rağmen, yunan görevlilerle girdiğimiz iyi niyet diyalogları sonucunda Yunan topraklarına pasaportsuz ayak basan ilk Türk unvanını almasına tanıklık ettiğimizi mi söyleyelim?
Daha bitmedi!.
Salih Karakaya, rahmetli CHP eski İl Başkanı Çetin Kaya ve Luçi Levent’ten tutun da, Zeki Ülker, Sami Kaçar ve Metin Bulut ile hep birlikte Rodos adasının etrafını araçlarımızla turlayıp, Yunanlı yaşlı kadınlardan cin biber rica ettiğimizden de bahsedelim mi?
Yeter mi?
O zaman oturun, oturduğunuz yerde.
İki günlüğüne kıyak geziye katılıp, 22 gün o gezinin cakasını satmayın.
İnsanda sabır denen şey var, var olmasına da.
Bu kadarı da fazla artık!..
Dünya’nın hiçbir yerini Antalya’ya değişmem.
Sarısu’dan tutun da, Çıralı’dan Patara’ya kadar bırakın deniz-doğa ve tarihi güzelliklerini, yol güzergahı dahi insanın benliğini dinlendiriyor.
Akdeniz bir başka güzel, Ege desen ona keza.
Marmara’dan bahsetmeye gerek var mı?
Peki ya Karadeniz’den?
Beynim vatanımda daha rahat..
O kadar..
Not: Kadir Arıkan ile Belçika’nın Liman kenti Abenrah, Zeki Ülker’le Hollanda’nın Amsterdam, Yunanistan’ın Atina, Antalyaspor’la Azerbaycan’ın Bakü ve rahmetli Hakan Yunusoğlu ile birlikte İtalya’nın Roma kentlerine gittiklerimi es geçiyor, Türel döneminde Barcelona’ya düzenlenen raylı sistem inceleme gezisine katılmadığımı da özellikle belirtmek istiyorum.
Obama haber salmış beni Washington’a davet ediyor!.
Çatlayın emi.