Alman Stern dergisi geçen hafta saldırgan bir üslupla Erdoğan’ı kapak yapmıştı. Yine Der Spiegel kapak konusunda Türkiye’yi Almanya’daki Türkleri bölmekle suçlamış, Fransız Le Point dergisi de bir süre önce Erdoğan’ı kapakta kullanmış ve ‘Türkiye. Batıyı korkutan ülke’ başlığını kullanmıştı. İsviçre’nin bulvar gazetesi Blick ise geçtiğimiz gün, “Erdoğan’ın diktatörlüğüne ‘hayır’ oyu kullanın” manşetini attı.
Türkçe olarak hem de…
Avrupa’da Cumhurbaşkanı Erdoğan’a nefret bir salgına dönüşmüş durumda. Erdoğan nefretinin Türkiye nefretine dönüştüğü de net bir şekilde ortada.
Peki Avrupa bunu niye yapıyor?..
Avrupa’daki Türk nefretini iddia edildiği gibi Erdoğan mı körükledi?..
Meseleyi doğru analiz etmenin yolu bu sorulara doğru yanıt bulmaktan geçiyor. Ben şahsen Avrupa’da ortaya çıkan ‘Türk’ nefretinin spesifik bir gelişme olduğunu düşünmüyorum. Bu nefretin asırlar öncesine dayandığına inanıyorum. Bunu daha önceki bir yazımda da dile getirmiştim. Bana kızabilir, duygusal olduğumu düşünebilirsiniz ancak bunu yapmadan önce bugün bize nefretini kusan ülkelerle tarihsel geçmişimize bir göz atmanızı tavsiye ederim.
AK Parti iktidarının, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Avrupa ülkeleriyle aramızdaki bu gerginlikten nemalandığını ima edenler, hatta alenen dillendirenler var. Bu görüşe pek katılmasam da aksini de iddia etmem. Nitekim siyasetin içerisinde bu tür manevralar olabiliyor. Tüm siyasi oluşumlar mevcut durumu kendi lehlerine çevirmek için türlü türlü yollar deniyor. Dolayısıyla ben meselenin siyasi tarafında değilim.
Beni ilgilendiren yanı Avrupa’nın geçmişten gelen ve bugün tüm çıplaklığıyla ortaya çıkan nefreti…
Türkiye Cumhuriyeti’nin bir bakanına, herhangi bir vatandaşına yönelik hakareti, saldırıyı, aşağılamayı içime sindiremiyorum. İşin bu noktaya getirilmesinde etkisi olanları eleştirmek elbette bu ülkenin fertleri olarak hakkımız ancak her şeyden önce bu onur kırıcı tavırların karşılığının verilmesi gerektiğine inanıyorum.
Nitekim CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu anlamda Avrupa’ya karşı takındığı tavrı alkışlıyorum. Olması gereken işte budur. Tüm siyasilerin de bu tavrı sergilemesi gerekir. “Ekonominin hali ne olur, turizmimiz, ticaretimiz mahvolur/biter” diyerek neredeyse Avrupa’dan özür dilenmesini arzu edenlerin çabası ise beyhude bir çabadır. Ticaret karşılıklı yapılır. Dolayısıyla kar da zarar da karşılıklıdır.
Evet ekonomimiz sarsılır, evet zaten sıkıntılı olan piyasalar daha da sıkıntıya girer lakin bunların hiçbirisi onurumuzdan, haysiyetimizden daha önemli değil. Aç kalabiliriz ama kimsenin önünde eğilemeyiz, kimsenin şamar oğlanı olamayız.
Aksi halde tüm yokluk ve çaresizliklere rağmen ‘Çanakkale geçilmez’ dedirten ecdadın kemiklerini sızlatırız…