Avrupa ekonomisinde son dönemde yaşanan siyasi ve mali gelişmeler, finans piyasalarının yeniden dikkatini Euro Bölgesi'ne çevirmesine neden oldu. Euro, Fransa'nın artan kamu borcu ve bütçe açığına ilişkin endişeler ile İspanya'da erken seçim kararının yarattığı siyasi belirsizliğin aynı anda gündeme gelmesiyle dolar karşısında 17 ayın en düşük seviyesine geriledi. Euro, pazartesi günü 1,12 doların altını görerek Mayıs 2025'ten bu yana en zayıf seviyesine indi.

Burada bana göre asıl dikkat edilmesi gereken konu yalnızca Euro'nun değer kaybetmesi değildir. Piyasaların verdiği mesaj çok daha kapsamlıdır. Çünkü yatırımcılar artık Avrupa'da sadece ekonomik büyümeye değil, ülkelerin kamu maliyesine, siyasi istikrarına ve borçlarını çevirebilme kapasitesine bakmaktadır.

Özellikle Fransa cephesindeki gelişmeler ciddi bir uyarı niteliğindedir. Fransa'nın kamu borcu 2026 yılının ortasında GSYH'nin yaklaşık yüzde 119'una ulaşmış durumda. Borcun gelecek yıl yüzde 122 seviyelerine yaklaşmasının beklenmesi, bütçe açığının kontrol altına alınması konusunda hükümetin karşı karşıya olduğu güçlüğü daha da artırıyor.

Üstelik Fransa'nın önünde 2027 cumhurbaşkanlığı seçimi bulunuyor. Seçim atmosferinin yaklaşması, harcamaların azaltılması ve vergilerin artırılması gibi ekonomik açıdan gerekli ancak siyasi açıdan zor kararların alınmasını güçleştiriyor. Piyasalar da tam olarak bu noktaya odaklanıyor.

Fransız devlet tahvillerinin getirilerinde yaşanan yükseliş bunun en önemli göstergelerinden biri. Fransa ile Almanya'nın 10 yıllık tahvil faizleri arasındaki fark, geçen hafta 150 baz puanın üzerine çıkarak 2011'deki Euro Bölgesi borç krizinden bu yana en yüksek seviyelerden birine ulaştı. Bu fark, yatırımcıların Fransa'nın borçlanması için Almanya'ya kıyasla daha yüksek risk primi talep ettiğini gösteriyor.

Şimdi buna İspanya'yı da eklemek gerekiyor.

İspanya Başbakanı Pedro Sánchez'in 29 Kasım'da erken genel seçim yapılacağını açıklaması, Avrupa'nın ikinci büyük ekonomilerinden birindeki siyasi belirsizliği artırdı. Kararın arkasında hükümetin konut politikalarına ilişkin düzenlemelerinin parlamentoda reddedilmesi bulunuyor. Böylece Fransa'nın mali sorunlarına İspanya'nın siyasi belirsizliği de eklenmiş oldu.

Burada piyasaların korktuğu şey tek tek ülkelerin sorunlarından ziyade, bu sorunların birbirini beslemesi.

Fransa'da borçlanma maliyetleri yükseliyor. Borçlanma maliyetlerinin yükselmesi bütçe üzerindeki faiz yükünü artırıyor. Bütçe açığını kapatmak zorlaşıyor. Bunun sonucunda yatırımcıların risk algısı yükseliyor. Risk algısı yükseldikçe tahvil faizleri daha da yukarı çıkabiliyor. Bu bir çeşit kısır döngü oluşturuyor.

Euro da bu ortamda baskı altında kalıyor.

Diğer taraftan doların güçlü seyretmesi de Euro üzerindeki baskıyı artırıyor. ABD ekonomisine ilişkin bazı veriler enflasyonist baskıların tamamen ortadan kalkmadığını gösterirken, yatırımcıların dolara olan ilgisi devam ediyor. Dolar endeksi de son dönemde yükselerek 2025'ten bu yana en yüksek seviyelerinden birine yaklaştı.

Euro'daki değer kaybının Avrupa açısından başka bir önemli sonucu daha var: ithalat maliyetleri.

Enerji başta olmak üzere dolar üzerinden fiyatlanan petrol ve doğal gaz gibi ürünlerin Euro cinsinden maliyeti, Euro zayıfladıkça artıyor. Bu da Avrupa'da enflasyonla mücadeleyi zorlaştırabilecek bir gelişme. Yani Avrupa Merkez Bankası'nın işi bir taraftan ekonomik büyümeyi desteklemek, diğer taraftan da kur kaynaklı enflasyon baskısını kontrol altında tutmak açısından daha karmaşık hale geliyor.

Bence Avrupa'nın önündeki en büyük sorun artık sadece büyüme değildir. Avrupa'nın aynı zamanda mali disiplin sorununu ve siyasi parçalanma riskini yönetmesi gerekiyor.

Çünkü yatırımcı açısından ekonomik program kadar siyasi irade de önemlidir. Borcu azaltacağını söyleyen bir hükümetin bunu uygulayabilecek siyasi desteğe sahip olup olmadığı piyasalar açısından kritik hale geliyor.

Türkiye açısından da bu gelişmeleri yakından izlemek gerekiyor. Avrupa, Türkiye'nin en önemli ticaret ortaklarından biri. Euro'nun değer kaybetmesi, Avrupa pazarına ihracat yapan Türk şirketleri açısından rekabet koşullarını etkileyebilir. Aynı zamanda Avrupa'daki ekonomik yavaşlama Türkiye'nin ihracat talebini de baskılayabilir.

Ancak Euro'nun zayıflaması Türkiye'deki şirketler açısından tek yönlü bir gelişme değildir. Avrupa'dan ithalat yapan firmalar açısından kur hareketleri farklı sonuçlar doğurabilir. Dolayısıyla şirketlerin yalnızca satış tarafına değil, maliyet ve finansman tarafına da bakması gerekiyor.

Sonuç olarak Euro'nun 17 ayın en düşük seviyesine gerilemesi bana göre tek başına bir kur hareketi olarak görülmemeli. Fransa'nın borç sorunu, İspanya'daki erken seçim, Avrupa'daki siyasi belirsizlik ve küresel faiz ortamı aynı anda piyasaların karşısına çıkmış durumda.

Avrupa için asıl sınav şimdi başlıyor. Çünkü piyasalar artık açıklamalardan çok icraat görmek istiyor.

Euro'nun geleceğini yalnızca Avrupa Merkez Bankası'nın faiz kararları değil, Avrupa ülkelerinin kamu maliyesini nasıl yöneteceği, siyasi istikrarı nasıl sağlayacağı ve yatırımcı güvenini nasıl yeniden tesis edeceği belirleyecek.

Kısacası Avrupa'da bugün yaşananlar Euro'nun değerinden çok daha büyük bir konuyu tartışmaya açıyor: Avrupa, yüksek borç, yüksek maliyet ve siyasi belirsizlik üçgeninden çıkabilecek mi?

Bu sorunun cevabı, önümüzdeki dönemde yalnızca Euro'nun yönünü değil, Avrupa ekonomisinin geleceğini de belirleyecek.

Kaynak: Euronews