2010 yılının son günü için “ne yazacağımı” çok düşündüm..
Sonunda..
İsim vermeden..
Antalya’da yaşayan, Antalya’yı seven herkese bir-iki kelam edeyim dedim..

Gördüm ki..
“Mührü elinde bulunduran kişiler” kendilerini düzeltmedikçe, sorunlar “aynen” devam ediyor, devam da edecek..
10-15 yıl önce Antalya’daki “yönetim tavrı” ve “kişisel-siyasi çıkar” konusunda herkes ne ise, bugün de her şey aynı hamam, aynı tas..
Antalya kimsenin umurunda değil..
Türkiye’yi kimse takmıyor..
‘Rant’ her şeyden önce geliyor..

……………….

Başkanlara bakıyorsunuz..
İnsanların gözünü boyamak, bu arada da “kişisel ya da siyasi” çıkar sağlamak için yasaları bile kullanıyorlar..
Meclis üyeleri “dosya takip etmek”ten kendilerini kurtarıp, meclis toplantılarında önlerine getirilenlerin ne anlama geldiğini bile anlamaya çalışmıyorlar..
Sonra da göstermelik “hamasi” kavgalar yapıp, bilmedikleri konularda “kabul-ret” diye el kaldırmaktan öte bir şey yapmıyorlar..
Sonra da..
Bir bakıyorsunuz kent beton yığını haline gelmiş, sorunlar azalacağına daha da artmış..

Bürokratlar bambaşka bir alem..
Birkaç “iyi niyetli”nin dışındakiler devletin bütün nimetlerini kendileri için kullanıyorlar..
Bir günde bitecek işi haftalarca süründürmekten büyük keyif alıyorlar..
Sıkıştıkları zaman da topu “bürokrasiye” atıyorlar..
Meslek odalarına, sivil örgütlere bakıyorsunuz, Antalya’nın ya da ülkenin en önemli sorunlarına karşı “bağırmak” yerine adeta fısıldaşıyorlar..

Hele siyasetçilerimiz..
Dünya aya gidiyor, ama bizimkiler hala “karasaban” devrini yaşamak için direniyor..
30 yıl önce siyaset nasıl yapılıyorsa, bugün de aynı şekilde sürdürülüyor..
Değişen tek şey, “oyuncular”..
“Çamur atma”yla gün dolduruyor, bir proje üretip, “bu daha faydalı olur” diye ortaya koymuyorlar..
Tek hedefleri, belediyede ya da TBMM’de bir koltuk kapmak..

Ya “bilim yuvası” üniversitelerimiz, onlar farklı mı?
Bilimsel çalışmalarla topluma faydalı işler yapacaklarına, o koskoca profesörler “çekemezlikler ve çıkar çatışmaları” yüzünden birbirlerini yiyorlar, mahkemelik oluyorlar..
Bakın, dünya sıralamasında bir tek üniversitemizin adı geçiyor mu?
Oysa, o batı ülkelerinde ne kadar profesör varsa, bizde de o kadar var..
Peki nerede bunlar, ne yapıyorlar?
Rektörlük, dekanlık, bölüm başkanlığı ve bu gibi makamlar için “Bizans oyunları”na kafa patlatıyorlar..

Bu kentin insanlarına ise ne demeli bilmiyorum..
“Koyun sürüsü”nden farkları yok..
Yolları sokakları defalarca kazılıyor-kapatılıyor, ama çıkıp da, “yahu bunların parası bizim cebimizden çıkıyor, nedir bu yaptığınız” demiyorlar..
Kamuya ait yeşil alanlar, plajlar, ormanlar durmadan ellerinden alınıyor, ama “durun bakalım, kimin malını kime veriyorsun arkadaş” demiyorlar..
Çukurlar kızılır, haftalarca, aylarca binbir güçlükle oralardan geçmeye çalışır, ama bunları düzeltmekle yükümlü olanlara bunun hesabını sormuyorlar..
Suskun, bitik, kaderlerine razılar..
Sonra iki çift güzel laf duyunca, bütün bunları yapanları bir daha seçmek için sandığa koşturuyorlar..

Bir de o “aydın” geçinenler var..
Bilgili-kültürlü-üretkendirler, “konuşmaya” ve akıl vermeye” bayılırlar..
Ama hiçbirini ne genel, ne de yerel yönetimlerde göremezsiniz..
Çünkü, “mücadele etmeyi” sevmezler..
Böyle bir şey olmayacağını bildikleri halde, her şeyin kendilerine sunulmasını beklerler..
Sonra da kalkıp, seçilenlere demediklerini bırakmazlar..

……………..

Sokaktaki insanlar, kadınlar, erkekler, başkanlar, esnaf, işadamları, turizmciler, bilim adamları..
Özellikle de “siyasi”ler..
Bana kimse kızmasın..
Onları “yapmaları gerekeni” yapmadıkça, “olmaları gerektiği gibi” olmadıkça..
Yeni yılda da..
Kim neyi hak ediyorsa, onu kamuoyuna taşıyacağım..
Antalya’yı ve Türkiye’yi seven biri olarak..
Kendimi buna zorunlu hissediyorum..

Mutlu yıllar Antalya’m..