Mümkünü olsa da, özellikle meraklısı olanları bir helikoptere bindirip, Antalya’nın önce doğu sonra da batı sahil şeridinde şöyle bir tur attırabilsek.
Alanya’dan başlayarak, Manavgat, Side, Belek, Kundu, Lara, Konyaaltı, Beldibi, Göynük, Kemer, Kiriş, Çamyuva ve Tekirova’ya kadar videosu çekilse ve fotoğraflarla tespit edilse acaba ortaya nasıl birg örüntü çıkar ki?
Tek kelimeyle beton yığını değil mi?
Sahillerin hali içler acısı.
Turizm kenti Antalya ve çevresinde böyle bir görüntünün olması doğal olarak karşılanabilinir.
Tabi ki öncelikle bu kent, ardından da ülke turizmden ekmek yemek istiyorsa.
Peki ya bakir yerlerimiz?
O bakir yerlerimizde son zamanlarda baş gösteren vicdan sızlatan gelişmelere ne demeli?
Olimpos, Çıralı, Adrasan ve Kumluca’ya kadar olan sahil şeritleri şimdilik bakir.
Sadece şimdilik.
İddia ediyorum en az 1 yıl sonrası o bakirlikleri birer birer ortadan kaldıracaklar.
Rantçıların göz koyduğu, peşkeşçilerin ellerini avuçladığı şu sıralar, özellikle Çıralı’da bir şeylerin olmaya başladığı gün yüzüne çıkıyor.
Sezon başında Çaralı’nın kuzey sahiline yapılması düşünülen günü birlik alana karşı çıkan köylülerin ayaklanmasıyla tüm Türkiye Çıralı ismini öğrenmeye başladı.
Herkes bir birine, “Nerede bu Çıralı” sorularını sordu.
Tahsis olayı mahkemelere taşındı, Antalya Bölge İdare Mahkemesi geçtiğimiz günlerde “Turizm alanına günü birlik tesis yapılamaz” gerekçesiyle tahsisi iptal etti.
Üzülerek söylüyorum.
Çıralılar karşı çıktıkları o günü birlik tesis olayına engel olduklarına bin pişman olacaklar.
Çünkü Çıralı’ya bakan gözler, şu sıralar fal taşı gibi açılmış durumda.
Kimin nereye gücü yetti?
Belek tahsislerle dolu değil mi?
Ve onlarca yıldızı yüksek oteller.
Peki ya Kundu?
Hangi sivil toplum kuruluşu Lara sahilinin beton yığını haline gelmesini engelleyebildi?
Beldibi, Göynük, Kemer, Çamyuva ve Tekirova sahilleri diğerlerinden farklı mı?
En üzücü olanı da, Çıralı’nın sahilinde bulunan onlarca asırlık kızılçam ağaçlarının yok edilme girişimi.
Orman mı, yoksa tarım veya turizm alanı mı olup olmadığı hala tartışılan, her gün, “Acaba benim evim yarın yıkılır mı” diye sabahlara kadar uyuyamayan Çaralılı bile o çamlara artık sahip çıkmıyor.
Çıralı’nın kuzey sahili içerisinde bulunan devasal çam ağaçları kurumuş durumda.
Hiçbir çam ağacı kendi kendine kurumaz.
Ağaç, ya hastalık kapar ya da özellikle kurutulur.
Yetkililer, dumansız yangın olarak tanımlanan böcek zararlılarına karşı mücadeleyi asılan feromon tuzaklarla yapar.
Ama Çıralı sahilinde kuruyan ağaçların nedeni hastalıktan değil.
Hastalık kaparsa, bunun sorumlusu Orman Bölge Müdürlüğü’dür. Onlar tedavi etmek, çam ağaçlarını yaşatmakla yükümlüdür. Kaderine terk edemezler. Ederlerse Ormancı açısından birinci derecede suç teşkil eder.
İhmal edilirse ne olur?
Hesap sorulur.
Hesap sorması gerekenler öncelikle Kaymakamlık, Jandarma ardından da Valiliktir.
Yetmedi mi, bakanlık devreye girer.
Peki Çıralı’da baş gösteren ağaçların kuruması olayına bugüne kadar öncelikle Orman, Jandarma, Kaymakamlık ve Valilik ne tür bir işlem yapmıştır?
Bence koca bir hiç.
İkincisine gelince.
Çam ağacı özellikle kurutulur!..
“Neden, niçin” sorusu beyinleri tırmalar değil mi?
Tek kelimeyle, “Rant.”
Geleceğe yatırım.
Uygun bir zaman diliminde sessizce çalışan matkapla del ağacı, dök içerisine 1-2 litre asit, ağaç bir kaç hafta sonra kendi kendisini kurutmaya başlar.
Bence Çıralı’daki durum bu.
Çıralı sahilindeki güzelim çam ağaçları göz göre göre katledilmiş.
Acı gerçek ne bilen var mı?
Önce Alacasu sonra da Çıralı!.
Alacasu harika bir koy. Çıralı da dünyanın en güzel sahil ve denizine sahip son kale.
Buralara göz koymamaya imkan var mı?
Göz koyanların gözlerini oymayanlar utansın.