Hani biz kısa süreli de olsa tatile çıkmıştık da.,
“Azıcık müsaade var mı” diye de okurlarımızdan icazet istemiştik ya.,
Ha işte.
İlk günleriydi. Yani Ramazan öncesi.
Nasılsa mesai yok, birilerinin karşısına çıkma zorunluluğumuz bulunmuyor. Kılık kıyafet derdi taşımıyoruz derken, bermuda pantolonumuzu geçirdik ayağımıza, Hüsnü Şahin’in yanına gittik. Çayımızı içtik, Gazeteleri ezberledik derken, internete göz atmaya geçtik. Bir süre sonra Büyükşehir Belediyesi’nin eski Belediye Başkanı Hasan Subaşı geldi.
Bilgisayar’ın başından kalktım, Subaşı ve Şahin’in yanına gidip, Subaşı’ya, “Hoş geldiniz başkanım” deyip, selam verip yanına oturdum.
“Ne o ya. Haşema mı giyiyorsun” demez mi?
Bizim ailede Subaşı’na karşı apayrı bir sempati vardır.
Büyük kızım eşi Esin hanımın duruşundan kendisine örnekler alır.
Eşim, “Siyasetçi duruşu gerçekten çok önemli. Hasan Subaşı o duruşu hep sergiliyor” görüşünün ardında sürekli durur.
Küçük kayınço seçimlerde Subaşı’nın gönüllü çalışanıdır ve Subaşı yıllardır kendisi bunu hiç bilmemiştir.
Kayınpeder, kayınvalide derken bizim sülale sempati duyar.
Ben dahil.
Ama meğer bizim bilgisine, becerisine, duruşuna ve üslubuna kısacası tüm bunları topladığında kültürüne saygı duyduğumuz Hasan Subaşı ağabeyimiz meğer haşema ile Bermuda pantolonu ayırt edemiyormuş da, bizzat yaşayınca anladık.
“Başkan benim bu giydiğim gerçekten size göre haşema mı” diye üzerine basa basa sordum.
“Sen AKP’li değimlisin. Giymen gayet normal” cevabı vermez mi?
Hoppalaaaaa.
Yok ya.
Bizim konuştuğumuz kişi Hasan Subaşı olamazdı.
Ya ikizi ya da klonlanmışı olması lazımdı.
Yoksa Hasan Subaşı asla böyle bir laf etmezdi.
“Ben size göre AKP’liyim öyle mi başkan” sorusunu sordum.
Ne dedi dersiniz?
Sıkı durun;
“Sen Menderes’in yalakası değil misin?” cümlesi ağzından dökülmez mi?
Hasan Subaşı tam öğle saatlerinde Yavuz Özcan parkı içerisindeki Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin işletmesine gelmişti. Dolayısıyla ya başına güneş geçmişti, ya da nem Subaşı’nın beynini allak, bullak etmiş olacak ki, birilerine anlatsan asla inanmayacağı lafları Subaşı ardı ardına sıralıyordu.
“Yalaka kime denir” başkan sorusunu sordum.
Yüzü düştü.
Belli ki kullandığı kelimelerden sonra pişmanlık duymaya başlamıştı.
Ama ben kesinlikle alınmadım.
Tabi ki, “Yarabbi şükür” dediğimizden değil.
Yaramız yoktu gocunacak da ondan.
“Menderes Türel 5 yıl Belediye Başkanlığı yaptı, Büyükşehir Belediyesi’ne 5 sefer gidip, her hangi bir menfaat talebinde bulunmuş değilim.1.5 yıldır kendisi Milletvekili, bu süreçte de hiçbir şahsi işimi kendisine iletmedim. Ama ister A Partisinden olsun, ister Z, Türel nereye giderse gitsin, hep onun yanında olmayı tercih ettim. Nedeni ise, öncelikle kendisi eski patronum, eski Genel Koordinatörüm ve en önemlisi de, birlikte sevinip, birlikte üzüldüğüm, ağlıyorsa ağladığım, gülüyorsa güldüğüm, aynı masayı paylaştığım ve 25 yıla varan yıkılmaz bir dostluğun devam ettiricisi olmak hakikaten yalakalıksa, ben yalakayım başkanım” dedim.,
Bir müddet sustu.
“Kusura bakma Vedat. Bir anda ağzımdan kaçıverdi. Seçim zamanında benimle ilgili bir yazı yazmıştın. O aklıma geldi onun için sana öyle dedim” deyip, “Birer bira içelim mi” teklifinde bulunup, benim alınganlığımı ortadan kaldırmak istedi.
Alınmamıştım ki. Bunu kendisine de söyledim.
Çünkü öncelikle yalakanın kime denildiğini iyi bilenlerdenimdir de ondan. Nitekim kendisine bir örnek verdim, sonunda pes eti.
Bunu da pazartesi günü anlatacağım.
Merak eden bekleyecek iki gün bu yalakanın ne diyeceğini!..
Ama şu bir gerçek ki, başkanlığı döneminden bu yana hiç eksik olmayan etrafındaki kendi yalakalarının birer birer gitmesinden midir nedir, Subaşı’yı hiç iyi görmedim.
İlçeler
Antalya
Asayiş
Güncel
Özel
Trend Haberler
Hatice Öz’den güçlü mesaj: Antalya’nın hakkı güçlü ATSO
Bursaspor’dan Rey Manaj bombası! Anlaşma çok yakın
Bülent Korkmaz’dan Mardin yenilgisi sonrası öz eleştiri: Mağlubiyeti hak ettik
YKS tercih sonuçları ne zaman açıklanacak?
İl içi tayinlerde takvim tepkisi
Antalya trafiğine nefes: Uncalı ve Kocayatak tamamlandı, sıra Duraliler’de