Antalya’da dün sabaha karşı 04.50 gibi başlayan şiddetli fırtına, 07.10 surlarına kadar sürdü. Şiddeti öyle fazlaydı ki, insanın yüreğini hoplatmaya yetti.
Allahtan ki Yeşilbayır’da yapımı devam eden villamız yok da, “Çatısı yerinde duruyor mu acaba” sorularıyla yüreklerimizi hoplatıp, kendimizi uykusuz bırakmadık.
Ama, “Balıkçılar ne durumdadır ki” sorusunu kendimize defalarca sorduk.
Peki ama neden balıkçılar?
Antalya 650 kilometrelik sahil şeridine sahip.
Sahip, olmasına sahip de, bu şehrin bir tane optimist sporuyla ilgileneni yok.
Yine bu dünya kentinin yüzme kulübü bile bulunmuyor.
Hatta ve hatta bir tane balıkçı barınağına sahip değil.
“Olacak.”
Bu sözü söylemesi özellikle siyasilere, ardından da bürokratlara o kadar kolay ki, ben hayata geçirilmeden olacağına kesinlikle inanmıyorum.
Olursa bile yarım yamalak olacağı da kesin. Nitekim daha kazma vurulmadan balıkçıların yeni yapılacak barınaklarına, lüks tekne ve yatların da marina olarak kullanmanın yolları aranıyor.
Bir diğer anlamda minareyi çalan, kılıfını da hazırlamaya kalkıyor ve geleceğe yatırım yapıyor.
Balıkçı dedik de.,
Hiç aramızda, “Balık yesekte olur, yemesekte” diyen çıkar mı acaba?
Tek, tük de olsa mutlaka..
Ben haftanın en az üç hatta dört günü sahil kenarındayımdır. Denize boş boş da olsa bakmadan edemem.
Büyük Liman’daki Balıkçı Ali Osman ile Yalçın’ın tezgah başları, uğrak yerimdir.
Balığı tutmasını, balığı tezgahta seyretmesini, balığı satın almasını ve yine o balıkları pişirmesini çok severim.
Ama yemesini tüm bunları severek yaptığım gibi yemem.
Biraz cinsim belki ama, balık yeme konusunda özürlüyüm desem yeridir.
Tezgahtaki balıkların fiyatları için, “Uçmuş bunlar” yorumu yapanlar çoğunluktadır. Ne var ki o balığı tezgaha getirinceye kadar balıkçının çektiği çileyi bilenlerden olduğum için, balıkçı emeğinin karşılığını ne yazık ki alamıyor.
Peki ama kim alıyor?
Antalya’nın ünlü balıkçı restoranları vardır ya, işte onlar.
Balıkçı denize açılır, barbun balığı tutar. Getirir denize açılırken kendisine mazot başta olmak üzere her türlü malzeme yardımını yapan komisyoncuya kilosu en fazla 20 TL’ye balığını satar, ekmeğini çıkartır. Tuttuğu barbun da taş çatlasın 3-5 kilogram.
Yani 60 ile 100 TL arası kazanç.
Peki ya yaptığı masraf?
Bunu bilen bilir.
Antalya’nın balıkçı lokantalarına gittiğinizde 1 kilogram barbun balığını 60 TL’den aşağıya yiyemezsiniz. Canınız Lagos mu yemek istedi. Cebinize güveniyorsanız sorun yok da, güvenmeyen tek kelimeyle battı. Bir daha o balıkçı lokantasına gitmemeye yemin bile eder.
Yazının girişinde dedik ya, “Dün sabaha karşı fırtına Antalya’yı fena karıştırdı” diye.
Akşamdan kafayı çekip, sıcacık yatağında mışıl, mışıl uyuyanların eminim ki ruhu bile duymamıştır.
Ama bana göre Sera ve balıkçılık işleriyle uğraşanlar gözlerini bile kırpmamışlardır.
Mal canın yongası..
Ekmek parası..
Büyük Limandaki balıkçılar, fırtınalı günlerde teknelerini ya mendirek tarafına çekerler, ya da Çelebi marinaya sığınırlar.
Çelebi marina ücretli. Eskiden balıkçılardan günlük 35 TL alınırdı, fırtına sayısı arttıkça, Çelebi marinaya balıkçıların sığınma ücretleri de arttı. Şimdi 49 TL alınıyor.
Eski Vali Alaaddin Yüksel, “Fırtınalı günlerde lüks yatların barınağı olan Çelebi Marinaya sığınan balıkçılardan fırtına dininceye kadar hiçbir ücret alınmayacak” talimatı vermişti.,
Ve o talimat aynen uygulanıyordu.
Ama Vali Yüksel gitti, fırtına avantası(!) bitti.
Paran varsa sığınırsın, yoksa teknen isterse batsın!..
Ne diyelim?
Teknesi olan mı düşünsün?