27 Kasım 1978 tarihinde kurulan ve ilk silahlı eylemini 1984’te Eruh ve Şemdinli’de gerçekleştiren PKK, 30 yılı aşkın süredir kan dökmeye devam ediyor. Binlerce polisimiz, askerimiz, öğretmen, imam ve doktorumuz bu caniler tarafından şehit edildi. Binlerce sivil vatandaşımız yine bu vahşet sürüsü tarafından katledildi. Hala kan dökmeye devam eden bu canilerin 30 yılda ülke ekonomisine maliyeti de bir hayli yüksek.
Resmi kaynaklara göre 1.2 trilyon ABD doları. Bir başka ifadeyle yıllık maliyeti 40 milyar ABD doları…
PKK’nın adını geniş kitlelere duyurduğu ilk kanlı eylemini gerçekleştirdiği 1984’te memleketim Erzurum’daydım ve henüz iki yıllık gazeteciydim. Yaklaşık 13 yıl boyunca Doğu Anadolu ve Güneydoğu’nun bazı kentlerinde bebek katili bu örgütün hain eylemlerini haber yaptım. Döktükleri kana, vahşete bizzat şahit oldum. Görüntüledim, haberleştirdim. 1993’te Erzurum’da 33 sivil vatandaşımızın katledildiği Yavi baskını sonrası karşılaştığım manzarayı hala unutamam. Zaman zaman ekip arkadaşımla birlikte sıcak çatışmaların ortasında kaldığımız da oldu. Devlete isyan edip dağa çıkan çocuklarının korkusu yüzünden otellerde, hanlarda kalan ailelerle söyleşiler yaptım. Döktükleri kanla örgüt içinde nam salan kimi canilerin aileleriyle röportajlarım yayınlandı o dönem çalıştığım gazetelerde. Bu terörü sonlandırmak adına gecesini gündüzüne katan güvenlik güçlerinin yaşadıklarına an be an şahit oldum. Sorumlu olduğumuz bölgede gerçekleştirilen birçok operasyonu cepheden izledim. Yakalanan nice teröristin itiraflarını yetkililerle beraber ilk dinleyenlerden biri oldum.
Bu süreçte hep şu soruyu sordum kendime;
Terör niye bitirilemiyor?
Ya da terör bitirilmek istenmiyor mu?..
Birçok insan gibi ben de yıllar yılı bu sorunun yanıtını aradım. İkili üçlü sohbetlerde dile getirdiğimiz bazı tahminler, öngörüler vardı kuşkusuz. Ancak somut kanıtlar olmadığı için bunlar birer komplo teorisi, varsayım olarak kaldı hep. Örneğin, bölgede teröre yönelik kimi operasyonlarda polis ile askerin anlaşmazlıkları gündeme gelirdi. Polisin operasyonuna askerin destek vermediği, askerin operasyonunda polisin işi ağırdan aldığı yolunda söylentiler dolaşır dururdu. Devletin iki kolluk kuvveti arasında bir ‘üstünlük’ kavgası olduğu öne sürülürdü. Terörün Türkiye üzerinde emelleri olan dış mihraklar tarafından beslendiğini, finans ve lojistik destek verildiği zaten aşikardı ama asıl devlet içinde destekleyen bir yapı olduğundan dem vururduk mesela. Dış destekçilerinden daha çok içimizdeki bu hainlerin yangını harladığını düşünürdük.
O yıllarda baskın olan bu düşüncemizin bir hayal ürünü olmadığını ve aslında tamamen gerçek olduğunu ise 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında anladık. Dolayısıyla 15 Temmuz Türkiye için bir milattır. Her şerde bir hayır, her hayırda bir şer vardır misali 15 Temmuz’da yaşanan şer de ülkemiz, milletimiz adına bir hayır doğurmuştur. FETÖ/PDY denilen devlet içindeki hain şebekenin yaptıkları bir bir açığa çıktıkça nasıl bir faciadan döndüğümüzü artık daha net görebiliyoruz. Devletin kurumlarının birbiriyle nasıl çatıştırıldığını, bir taraf mücadele verirken, içimizdeki hainlerin devletin üniformasını taşıdığı halde terör odaklarına nasıl omuz verdiğini bugünlerde yargı önünde hesap veren FETÖ’cülerin itiraflarında dehşet içinde okuyoruz. Ve bugün geldiğimiz noktada terörün niye bitirilemediğini anlayabiliyoruz.
İşte bu yüzden diyorum ki; İyi ki 15 Temmuz darbe girişimi oldu da içimizdeki hainlerin maskeleri düştü. Terör bundan sonra bitme sürecine girmiştir. Tabi öncelikle içimizdeki hainler en küçüğünden en büyüğüne varıncaya kadar tek tek temizlenmeli ve devlet içerisinde böyle bir yapılanmanın bir daha olmaması için tedbir alınmalıdır. Bu yapıldıktan sonra elbette herkes yaptıklarının hesabını mutlaka verecektir.
Bundan kaçış yoktur…