Türkiye’de en iyi örgütlenmiş gruplardan birisi de hiç kuşkusuz Alevilerdir.
Çok çeşitli dernekler aracılığı ile kendilerini korumaya çalışmışlar, gasp edilen haklarını almak için uzun bir mücadele vermişler/veriyorlar.
Kıyımlara uğramışlar, katledilmişler, asimilasyona uğramışlar ama her türlü ceberutluk ve zorbalığa karşın mücadeleden asla vazgeçmemişlerdir.
Haklı davalarını sonuna kadar savunmuşlar, hatta Avrupa ve dünyanın çeşitli yerlerine göç yoluyla gidenler bile örgütlenerek bu mücadelede yerlerini hep korumuşlardır.
“Önümüzdeki günlerde Kürt meselesinin hız kesmesinden sonra öne çıkacak en önemli bir diğer konu, Alevi meselesi olacaktır.”
Elbette ki, Alevilerin bu haklı taleplerini sonuna kadar desteklemek her demokratın görevidir.
Bu nedenle toplumsal desteğin kazanılması için, Alevilerin taleplerinin neler olduğu bence açıklık kazanmalı ve bu konuda oldu/bittiye getirilmeden kimi sorgulamalar yapılmalı.
Tüm inançlar özerk yapıda olmalı
Alevilerin ilk talebi; Anayasal zorunluluk halinde olan “din derslerinin mecburi” halden çıkarılması ve bu dersin “isteğe” bağlı seçmeli ders olmasıdır.
Son derece yerinde ve son derece haklı bir taleptir.
Hükümetin, din derslerinin zorunluluğunu sürdürmek için din dersi kitaplarına “Alevilikle ilgili bilgi kırıntıları koyması” aldatmacadır.
Din eğitimine müdahale etmek ya da “inancınız böyle diyor, şöyle yapacaksınız demek laik devletin işi değildir.”
Tüm inanç grupları “özerk” olmalı, kurumsal anlamda devlet müdahalesinin dışında olmalıdır.
Sünni mezhepler, cemaatler ve tarikatlar, Aleviler, Hıristiyanlar ve Museviler başta olmak üzere tüm inanç grupları kendi eğitim kurumlarını oluşturmalı, ibadethanelerini kendileri inşa etmeli, ruhbanlarını kendileri seçmeli ve tüm bunların giderleri yine ilgili grubun mensuplarınca karşılanmalı.
Devlet sadece bu özerk kurumların “alt yapı” taleplerini yerine getirmelidir.
Alevilik İslam içinde midir, başka bir din midir?
Alevilerin, devletten ikinci talebi; “cem evlerinin ibadethane olarak kabul edilmesidir.”
Bu talepte son derece haklı ve yerinde bir taleptir.
Ancak işte tam bu noktada “Alevilerin kendilerini net bir şekilde tarif etmeleri gerekmektedir.”
Şimdi birçokları “Aleviler zaten kendilerini ifade ederek tarif ediyorlar, nereden çıktı bu şimdi” diyeceklerdir.
Açıklayayım:
Aleviler eğer kendilerini “İslam’ın içinde ama farklı yanları olan bir mezhep olarak tarif ediyorlarsa – ki hemen her Alevi böyle tanımlıyor- Cem evlerinin ibadethane olarak kabul edilmesi imkânsızlaşır.
Çünkü dünyadaki tek ya da çok tanrılı, kitaplı ya da kitapsız tüm dinlerde, her dinin tek ibadethanesi vardır.
Bu dinlerin içerisinde yüzlerce mezhep ve farklı cemaat grupları olmasına karşılık, tüm mezhepler ve cemaatler bağlı oldukları dinin “tek ibadethanesine” giderler.
Hıristiyanlıkta onlarca mezhep ve cemaat grupları vardır.
Ancak tümünün de ibadethanesi “kilisedir.”
Tüm mezheplerin farklı İncilleri ve farklı ritüelleri olsa da bu ritüelleri sadece kilisede yerine getirirler.
Aynı şeyler Musevilerin havrası içinde geçerlidir.
İslam’da ise “ibadethane sadece camidir.”
İslam dininde birçok mezhep, tarikat ve cemaat vardır.
Bu mezhep, tarikat ve cemaatlerin ibadet ritüelleri de birbirinden farklıdır.
Ancak bu ritüellerdeki farklılığa rağmen ibadethaneleri sadece camidir.
İşte cem evlerinin “ibadethane” olarak değerlendirilmesi ile ilgili sorgulamada tam bu noktada başlar.
Yukarıda dediğim gibi, Aleviler eğer kendilerini İslam içinde bir mezhep ya da farklı ritüelleri olan bir inanış olarak kabul ediyorlarsa ibadethane olarak sadece camiyi kabul etmeleri gerekir.
“Cem evinin ibadethane olarak kabul görmesi için Aleviliğin İslam’dan etkilenen ama İslam dışı farklı bir inanç olarak tarif edilmesi ve devletin de Aleviliği farklı bir inanç olarak kabul etmesi gerekir (Bahaîlikte olduğu gibi)”
Elbette böyle bir karara varmak ve değerlendirmeyi yapmak ilahiyatçıların ve bilim adamlarının işidir.
Ancak bu sorgulama yapılmadan ve sonuçlanmadan “Alevilerin kendilerini İslam’ın içinde görmeye devam etmeleri halinde Cem evinin İslam’ın ikinci bir ibadethanesi” olarak kabul görmesi imkânsızdır.
Bu nedenle cem evi talebindeki “ibadethane” ısrarı yerine “inanç evi” olarak talebi yeniden öne sürmek daha akılcı olur.
Dedelik sadece ruhbanlık mıdır?
Alevilerin, üçüncü talebi ise, Alevi din adamları olan “dedeliğin” bir müessese olarak devlet tarafından kabul görmesidir.
Bu da son derece yerinde ve haklı bir taleptir.
Ancak bu noktada bir başka sorgulamayı yapmak gerekir.
Dedelik kurumu, Aleviler için sadece “uhrevi” anlam taşımaz.
Dedelik, Alevilerin “dünyevi” işler ile ilgili de “yolun gereği” ahkâm kesmekte, karar ve hüküm vermektedir.
Örneğin, Alevilikte komşuluk ilişkileri kutsaldır.
Bu ilişkilerde aksama yaratanlar “Dede tarafından dara çekilir (mahkeme edilir) ve suçlu bulunursa o kişi –düşkün- olarak adlandırılır.”
Yani Dede, dünyevi bir konuda da yargı ve infaz görevi yapabilme yetkisindedir.
Hal böyle olunca devletin kurumlaştırdığı Dedelik Kurumu, Aleviler arasındaki dünyevi işlerde karar verebilme yetkisine sahip olması durumunda bu aynı zamanda Alevilerin sımsıkıya sarılı oldukları laiklik anlayışına hukuka aykırı bir durum oluşturmayacak mıdır?
Dedelik Kurumunun bu hakkı kullanması devlet tarafından kabul edilirse, emsal teşkil edeceğinden, Sünni din adamları da aynı hakkın kendilerine verilmesini isterse ne olacak?
Toplumsal hayata Dedeler ve İmamlar yön ve hüküm vermeye başlarsa laiklik nasıl uygulanacak?
Keza, laiklik tehlikesinden dolayı devlet, Dedelik Kurumunu sadece ruhban olarak kabul ederse bu da “Alevi ritüellerine ve ilkelerine aykırı olmayacak mıdır?”
Bu nedenle Dedelik Kurumu sivil olarak kalmalı ve yukarda belirttiğim gibi Alevilik özerk kurumu içinde kalmalıdır…
Sonuç
Alevilerin kimliklerine ve kendilerini inançlarıyla birlikte ifade edebilme hakkını sonuna kadar savunmak her demokratın görevidir.
Ancak yukarda sıraladığım kimi sorgulamaları yapmadan, daha da önemlisi “Alevilerin bir ilmihal oluşturarak kendilerini yeniden tarif etmeden” bu sıkıntıların aşılması oldukça zor olacaktır.
Ve bu sorgulamalarda “hiçbir tutuculuğa yer vermeden” özgürce yapılabilmeli hem bu sorgulamalar yapılmalı hem de Alevilerin talepleri içerisindeki öncelikler devlet tarafından ivedilikle yerine getirilmelidir.


