Avrupa’da çelik yeniden siyasetin merkezine yerleşmiş durumda. Enerji, savunma ve sanayi politikalarının kesiştiği bu kritik sektörde, Avrupa Birliği içinde Rus menşeli çeliğin tamamen yasaklanmasına yönelik baskı giderek artıyor. Bir yanda yaptırımların etkinliği ve ahlaki tutarlılık tartışmaları, diğer yanda sanayi rekabeti ve tedarik güvenliği kaygıları var. Rus çeliği meselesi, AB’nin dış politika hedefleriyle iç pazar dengeleri arasındaki gerilimi tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor.
YAPTIRIMLARIN GÖLGESİNDE ÇELİK
AB, Rusya’nın Ukrayna’ya karşı başlattığı savaşın ardından enerji, finans ve teknoloji alanlarında geniş kapsamlı yaptırımlar uyguladı. Ancak çelik gibi bazı sanayi girdilerinde, kademeli geçişler ve istisnalar nedeniyle fiili bağımlılık tamamen ortadan kalkmadı. Bu durum, özellikle Doğu Avrupa ülkeleri ve Baltıklar başta olmak üzere birçok üye devlette “yaptırımların arka kapıdan delinmesi” eleştirilerini güçlendirdi.
Çelik, yalnızca bir ticaret kalemi değil; altyapıdan savunmaya, otomotivden beyaz eşyaya kadar uzanan stratejik bir girdi. Bu nedenle Rus çeliğinin AB pazarında varlığını sürdürmesi, yaptırımların caydırıcılığına gölge düşürdüğü gibi, savaşın finansmanına dolaylı katkı sağladığı iddiasını da beraberinde getiriyor.
İÇ PAZAR DENGESİ VE SANAYİ KAYGILARI
Öte yandan AB içinde görüş birliği sağlamak kolay değil. Bazı üye ülkeler, özellikle enerji maliyetlerinin yüksek seyrettiği bir dönemde çelik arzının daralmasının fiyatları yukarı çekeceğini savunuyor. İnşaat ve otomotiv gibi sektörlerde maliyet baskısının artması, enflasyonla mücadeleyi zorlaştırabilecek bir risk olarak görülüyor.
Sanayiciler ise iki yönlü bir kaygı dile getiriyor: Birincisi, Rus çeliğine alternatif tedarikçilerin kısa vadede yeterli kapasite sunup sunamayacağı. İkincisi ise Avrupa çelik üreticilerinin zaten yüksek enerji ve çevre maliyetleri altında rekabet etmekte zorlandığı bir ortamda, arz şoklarının üretimi sekteye uğratması ihtimali. Bu kesime göre, ani ve tam bir yasak yerine aşamalı ve öngörülebilir bir takvim daha rasyonel.
“DOLAYLI İTHALAT” TARTIŞMASI
Mücadelenin bir diğer boyutu, üçüncü ülkeler üzerinden yapılan dolaylı ithalat iddiaları. Rusya’da üretilen çeliğin başka ülkelerde işlenerek “menşe değiştirerek” AB pazarına girdiği yönündeki şüpheler, denetim mekanizmalarının yetersizliği tartışmasını alevlendirdi. Bu durum, yalnızca siyasi değil, aynı zamanda teknik bir sorun alanı yaratıyor: Menşe kurallarının sıkılaştırılması, izlenebilirlik ve gümrük denetimlerinin güçlendirilmesi.
Bazı üye ülkeler, mevcut yaptırım rejiminin bu tür dolaylı geçişleri engelleyecek şekilde güncellenmesini isterken, diğerleri bunun küresel ticaret zincirlerinde karmaşaya yol açabileceğini savunuyor. Ancak kamuoyunda giderek güçlenen algı şu yönde: Yasak varsa, istisnasız ve denetlenebilir olmalı.
YEŞİL DÖNÜŞÜM VE STRATEJİK OTONOMİ
Rus çeliği tartışması, AB’nin uzun süredir dillendirdiği “stratejik otonomi” hedefiyle de doğrudan bağlantılı. Yeşil Mutabakat çerçevesinde karbon yoğun üretimin azaltılması hedeflenirken, Rusya’dan ithal edilen çeliğin karbon ayak izi de eleştirilerin odağında. Bu bağlamda, Rus çeliğinin yasaklanması yalnızca jeopolitik değil, çevresel bir adım olarak da sunuluyor.
Avrupa Komisyonu’na yakın çevrelerde, bu krizin AB çelik sanayisini modernize etmek ve yeşil yatırımları hızlandırmak için bir fırsat olduğu görüşü hâkim. Hidrojen bazlı üretim, geri dönüşüm ve düşük karbonlu teknolojiler, orta vadede hem bağımlılığı azaltmanın hem de rekabet gücünü artırmanın anahtarı olarak gösteriliyor. Ancak bu dönüşümün zaman ve ciddi kamu desteği gerektirdiği de bir gerçek.
SİYASİ BASKI ARTIYOR
Avrupa Parlamentosu’nda ve bazı ulusal parlamentolarda, Rus çeliğine yönelik tam yasak çağrıları giderek daha yüksek sesle dile getiriliyor. Özellikle seçim dönemlerine girilirken, “yumuşak yaptırım” eleştirilerinin siyasi maliyeti artıyor. Kamuoyunda, savaş sürerken ekonomik çıkarların öncelenmesi tepkilere yol açabiliyor.
Bu baskı, Komisyon’u daha net ve sert adımlar atmaya zorluyor. Kulislerde, yeni yaptırım paketlerinde çeliğin daha merkezi bir yer tutabileceği konuşuluyor. Ancak yine de karar alma sürecinde oybirliği gerekliliği, süreci yavaşlatan temel faktör olmaya devam ediyor.
SONUÇ: ÇELİKTEN DAHA FAZLASI
Avrupa Birliği’nde Rus çeliğini yasaklama mücadelesi, basit bir ticaret kısıtı tartışmasının çok ötesine geçmiş durumda. Bu mesele, AB’nin değerleriyle çıkarları arasındaki dengeyi, stratejik otonomi iddiasının ne kadar gerçekçi olduğunu ve yaptırımların ne ölçüde etkili uygulanabildiğini test ediyor.
Önümüzdeki dönemde atılacak adımlar, yalnızca çelik piyasasını değil, AB’nin küresel aktör olarak güvenilirliğini de etkileyecek. Ya ekonomik kaygılarla sınırlı ve delikli bir yaptırım rejimi sürdürülecek ya da kısa vadeli maliyetler göze alınarak daha tutarlı ve net bir siyasi duruş sergilenecek. Görünen o ki, Avrupa’da çelik artık sadece sanayinin değil, siyasetin de en sert metallerinden biri haline gelmiş durumda.