Dün 1 Mayıs İşçi Bayramı’ydı sözümona.

Adı bayram ya, coşası geliyor insanın ama nerdeee.

Yine bir çok yerde olaylar, arbedeler, kaos…

Haber bültenlerinde çatışmalar, gözaltılar, olaylar…

Dün bu satırları yazarken Antalya’da da yürüyüş başlamıştı. Dışarı çıkan arkadaşlarım Güllük Caddesi’ne girebilmek için en az birkaç kontrol noktasından geçilmesi gerektiğini söylediklerinde şaşırmadım ama üzüldüm.

Nedir bu öfke, kin?

Niye bayramı bayram gibi kutlayamıyoruz?

Niye hala birileri yıllar önce açılmış bir yarayı inatla ısrarla kanatıyor anlamak zor.

İşin ironik tarafı ise tüm bunların büyük ‘demokrasi’ arzusu ile yapıldığı iddiası. Oysa uzun yılların birikimiyle biçimlenmiş bir yaşam, düşünce kültürü ve yönetim biçimi olan demokrasinin temeli hoşgörü ve anlayışa dayalıdır. Ülkemizde kavganın, kaosun yegane doğuş sebebi de zaten tesis etmeyi bir türlü başaramadığımız demokrasi kültürü, sevgi ve toplumsal hoşgörü eksikliğidir. Çünkü toplumsal yaşamın her alanında insanların birbirine yaklaşımını, demokrasi tabanlı hak ve fırsat eşitliği düşüncesi belirler. Toplumun sahip olduğu düşünce sistemi, bireylere ya da toplumsal kesimlere yönetimde ne kadar söz hakkı tanıyorsa yaşamla ilgili konularda da o kadar hak ve fırsat tanır. Yani gerek yönetimde gerekse yaşamsal konularda kısıtlama ve engellemelerle karşı karşıya kalan, kendisine uygulananı başkasına uygulamada hiçbir sakınca görmemektedir. Kavga ve kamplaşmaların sinsi bir düşman gibi toplumu sarması işte bu şekilde ortaya çıkan karşılıklı sürtüşmelerle meydana geliyor.

Dolayısıyla bu ülkenin bireyleri olarak hepimize düşen şey; demokrasiyi sadece kendi hak ve özgürlüklerimiz için değil toplumsal bir yaşam ve düşünce kültürü olarak hayatımıza sokmak, hoşgörü, anlayış ve saygıyı tesis etmek olmalıdır. Birbirini hoşgörü ile kabul eden, farklılıklara saygı gösteren ve başkalarını anlayışla karşılayan bireylerin oluşturduğu bir toplumun ferdi olmak hepimizin hakkı…

Hep söylüyoruz, bu ülke hepimizin ve buradan başka gidecek bir yurdumuz yok.

Öyleyse bu değere hep birlikte sahip çıkmalıyız.

Kavgayla, kaosla değil, birlik ve beraberlik içinde, tek yumruk olarak…