Öncelikle şuna bir karar verelim. Taraftar mıyız, muhalif mi? Yoksa muhalif taraftar mı?
İyi günde sevinir gibi görünüp, kimi zaman bizzat bana “Takım iyi gidiyor sesimizi kestiler” diyenlerden, sadece yenilgilerde sağı solu arayıp milleti gaza getirenlerden, galip gelinen maçlardan sonra neredeyse hırsından kemirecek tırnak bırakmayanlardan mısınız?
Yoksa olumsuzlukları görüp takımın daha iyiye gitmesi için haklı eleştirileri terbiye, ahlak ve insanlık onuru ölçüsünde yapabilenlerden mi?
Öncelikle takımın hedefsiz olmasıyla eleştirilmesini maksatlı buluyorum.
Hedefsiz diyenler, aslında “Benimle aynı hedefte neden değilsin” diyor. Gerçekleşmeyeceğini bile bile yüksek hedef gösterilmesini sağlayıp, gerçekleşmeyince sallamak için önceden yol yapanları artık iyi tanıyoruz. Cin olmadan şeytan çarpmasın kimse.
Her zaman yazıyorum. Ben sezon başında bu takımın düşen üçüncü takım olmamak için mücadele edecek 5 takımdan biri olacağı öngörüsündeydim. Bunu söylerken işkembe-i kübradan sallamadık.
Takımın eni belli, boyu belli.
Kendi adıma üzerime düşeni yaptım, bu kadro yapısı ve oyuncu sayısıyla iki kulvarın uzun süre götürülemeyeceğini yazdım.
Bu takımın neden şampiyonluk hedefi yok diyenlerin, sezon başında bu takım düşer diyenlerle aynı kişiler olması ilginç değil mi?
Takımın şu anki durumu kafa karıştırıyor aslında. Düşüş var mı yok mu?
Düşüş, aynı şartlar devam ederken farklı sonuçlar alınması olarak değerlendirilecekse; düşüş yok demek mümkün.
Çünkü başarılı sonuçlar alan kadro sahaya çıkamıyor ki?
Fakat; Mehmet Özdilek her zaman şunu söyler; “Nerede olduğunuz değil, nerede olacağınız önemli. Ligin sonunda neredeyseniz o hatırlanır”
Peki, şimdi ligin sonunda olduğumuz noktada ‘Antalyaspor’un uzun süre 8-9 oyuncusundan yoksun oynadığı’ mı hatırlanır, ‘Sürpriz çıkış yapıp ikinci yarıda tepetaklak giden bir takım’ mı?
‘Bu kadar sakat ve cezalıyı beklemiyorduk. Ne yapabiliriz’ demesin kimse.
Süper Lig’in en kısıtlı kadrosu Antalyaspor’da. 23 futbolcu var sadece. Yukarı doğru çıkarsak, Sivasspor (25), Akhisar Belediye ve Fenerbahçe (26), İBB, Orduspor ve Galatasaray (27) futbolcuya sahip. 31 futbolcusu olan da var. Genel ortalama 28-29 futbolcu.
Murat Akın, Veselin Minev ve Emre Torun’u bile arar hale geliyorsanız, yerlerini sadece Mehmet Sedef ile dolduramazsınız. Dışarıdan mı alırsınız, alttan mı çıkarırsınız bilemem ama bu kadar eksik kalmamalıydınız.
Transfer yapmak da zor. Çaykur Rizespor’un 1. Lig düzeyindeki 2 oyuncu için 1,5 milyon Euro’yu (Sadece bonservislerine) verdiği bir ortamda ara transferde parayla futbolcu almak pek mantıklı görünmüyor.
Ya da 900’lü milyon liralardan 600’lü milyon liralara borcu indirdik diye hava atıp 2 futbolcuya 35 milyon Euro (Yaklaşık 80 Milyon TL) verecek kadar çılgın olmalısınız.
Önümüzdeki sene mali fair play daha çok konuşulacak. Vergi ya da futbolcuya borcu olanlar lige eksi puandan başlayacak, o zaman durum daha netleşecek.
Sonuç olarak; Birincisi, transfer yapılmalı ancak kulübü zorlamadan. İkincisi takımın bir an önce toparlanması için el birliği yapılmalı, tam zamanı olan desteğimizi vermeliyiz.
İki sözüm daha var. Birincisi muhaliflere. Mehmet Özdilek ve yönetim istifa etsin diyorsunuz da yerlerine kimi öneriyorsunuz, bir de bunu duysak. Unutmayın, çözüm önerisi getirmeyen muhalefet, çatlak sesten öteye gitmez.
İkincisi futbolculara; Bakın arkadaşlar bunu defalarca yazdık, gerekli kişilere de bizzat ilettik. Siz bu kulübün maaşlı elemanısınız. Sahibi ise tribündekiler. Maçtan önce ve sonra tribünlerin önüne gidip selamlamak bu kadar zor olmamalı. Bulunduğunuz yerden 2 adım ileri gidip elleri kaldırarak alkışlamaktan bahsetmiyorum. Kayseri’ye giderken 1 tas çorbayı 6 kişi ekmem batırarak karnını doyurmaya çalışanların en azından bunu beklemesini doğal buluyorum.
Kırmayın bu çocukları.