“Cin” gibi akıllı, becerikli bir gazeteci trafik kazası haberini alır..
Olay yerine koşar. ama halk kazanın olduğu yerde toplandığı için kazazedeye bir türlü yaklaşıp fotoğrafını çekemez..
Ama, gazeteci bu..
Deneyimli, becerikli ve zeki..
Avaz avaz bağırmaya başlar:
“Ben falan gazeteden geliyorum.. Çekilin, yol verin.. O benim babam.. O benim atam.. O bana yol gösteren, akıl veren hocam..”
Halk çekilir ve bağıran gazeteciye yol açar..
Gazeteci mutlu, zekâsından dolayı gururlu kazazedenin başına gidip, fotoğraf makinesini uzatır..
Bir de ne görsün?
Yerde yatan kazazede, bir eşektir..

Bizim gazetecilerimiz de, siyasetçilerimiz de maşallah “cin” gibidirler..
Bu bizim genlerimizde var..
Ama genlerimizde olan bir şey daha var:
Rüşvet almak ve vermek..
Önüne geleni hortumlamak..
Asırlardır atalarımız da, biz zavallı Anadolu çocukları da rüşvetle, soygunla, yalan-dolanla yaşayıp ölüyoruz..
Sanıyorum, 17 tane imparatorluk kurmamızın en büyük nedeni de bu olmalı..

Devletin en üst makamına sunulan bir rapor okumuştum..
Bu raporda
“Devletin resmi dairelerinde açıkça halktan rüşvet istendiği..
Rüşvet verilmeden hiçbir işin yaptırılamadığı..
İlmi, dini ve hukuki makamların ya akrabaya, ya eşe-dosta dağıtıldığı..
Ya da parayla alınıp satıldığı..”
Anlatılmaktaydı..

Yanlış anlaşılmasın..
Bu rapor Başbakanlık Teftiş Kurulu’na ait değil..
Bu rapor..
Koçi Bey’in 1631 yılında Padişah 4. Murat’a, Devlet’i Osman-i Âli’nin acıklı durumunu arz etmek üzere hazırlanmıştı..

Sonra ne mi olmuş?
Bugünkü “teftiş raporları” yazıldığında ne olduysa, 400 yıl önce de aynısı olmuş..
Padişah, Sadrazam’a emir vermiş..
Sadrazam da, “gereği yapılmak” üzere çöp kutusunun yanına bırakmış..
Onun içindir ki..
Osmanlı’nın şairleri bile, aşkı sevgiyi öteleyip, rüşvet üzerine bir sürü şiir döşenmişler:
“Selam verdim, rüşvet değildir deyû almadılar..”

Tarih, nasıl da tekerrür ediyor, değil mi?
Neyse, siyasetçiyi, bürokratı anladık da..
Ya bütün bunları bu kadar yakından izleyen, “tarafsız, vatansever, özgür ve cin gibi akıllı” basınımız ne yapıyor?
Tabii ki, “ödev”ini..
Hem de çok iyi yapıyor..
Dürüst, akıllı ve becerikli yöneticileriyle bizleri öyle bir aydınlatıyorlar ki..
Bu rüşvet-talan-hortum konularında kabahatin aslında milletvekillerinde veya bürokratlarda değil, “gen”lerimizde olduğu ortaya çıkıyor..
Eh kabahatli “gen”ler olunca..
Kim kime ne söyleyebilir ki?

Bi düşünün şimdi..
400 yıl evvel yazılan rapor, hangimizi anlatmıyor?