Cumartesi günlerimiz ile ilgili gezintilerimizi sürdürdüğümüzü bilmeyen, duymayan kalmamış.
Millet cumartesilerimizin yolunu mu gözlüyor ne?
Meğer insanlarımız patlamaya hazır bomba haline gelmiş de, yeni yeni anlamaya, hissetmeye başladık.
Hani denir ya, “Bir dokun, bin ah işit” diye.,
Kimler neler söylemiyor ki?
Cumartesi sabahı evde Elin Sude hanıma kahvaltı ziyafeti çektik. Kahvaltı sonrası düştük yola. Hanımefendi’nin resim kursu günü ya, özel makam şöförü olarak eski özel idare binası karşısındaki Akademi Sanat Evi’ne bıraktık. Resim sanatçısı Nermin Ünal hanım sayesinde 2 saatlik de olsa Elin Sude hanımsız kalabiliyoruz. Beklerken de, kimlerle karşılaşmıyoruz ki?
Dedik ya insanlar parlatama hazır bomba hali almışlar diye.,
İnanın yolda karşılaştığım, epeydir bir birimizi görmediğimiz Antalya sevdalısı bir tanıdık, önümü kesip, “Sen nerelerdesin. Antalya ne hale gelmiş hiç görüyor musun” demez mi?
Boş, boş yüzüne bakakalmışım.
“Git Konyaaltı’na, eski Konyaaltı Balıkevi’nin yerine yapılan çocuk parkını bir gez bakalım, nelerle karşılaşacaksın. Gözünle gör” demez mi?
Resmen tombaladan çıkmıştı.
Elin Sude hanımın resim kursu saati doldu ve kendisini özel şöförü olarak gidip aldım. Kesinlikle hamburger-patates yemezse eve girmez. Sıkıysa yedirme!..
Kafam Konyaaltı Balıkevi’nin yerine yapılan çocuk parkına takılı kalmıştı. Yanımda da bir çocuk olduğuna göre, onun gözüyle bir parkı anlatması fikri beynimde çaktı. Hamburger- Patates partisi derken, soluğu Konyaaltı Balıkevi’nin yerine yapılan çocuk parkında aldım.
İnanın oraya park demeye bin şahit gerekir. Resmen şarap, bira şişeleri deposu haline gelmiş. O parka her hangi bir aile çocuğunu götürebilir mi bilemiyorum ama, sanmıyorum.
Elin Sude hanıma sordum, “Seni hafta sonları bu parka getirmek istesem gelir misin?”
“Burası park mı baba” cevabı verdi.
Şimdi orasını park haline çeviren Konyaaltı Belediyesi yetkililerine soruyorum.
Eski Konyaaltkı Balıkevi’ni yıkıp, yerine yaptığınız nedir Allah aşkına?
Keşke restoran olarak kalmış olsaydı. Hiç olmazsa alkolik sayısını çoğaltıp, serseri sayısı da artıracaklarına, en azından kamuyu yararlı şeylere hizmet verilirdi.
Konyaaltı sahili resmen işgal altında. İlk başlarda adına büfe denen beach işletmeleri, birer gazinoya dönüşmüş. Dönüşürken de görmesi gerekenler körebe oyunu oynamış ki, vatandaşın gelip-geçebileceği alanlar daraltılıp, gazino haline getirilmiş.
Bu yerlerin ruhsatında ne yazıyor?
Ya da hakikaten ruhsatları var mı, kim bilir ki?
Yine bir dostumuz, “Sen Konyaaltı sahilinde hiç akşam yürüyüşü yaptın mı vali bey” diye sor bakalım ne cevap verecek” diye yol göstermez mi?
“İstersen aynı soruyu önce Emniyet Müdürü’ne sor. En son soracağın kişi ise Konyaaltı Belediye Başkanı Muhittin Böcek olsun” demeyi de ihmal etmedi.
“Neden en son Böcek” diyecek oldum, “Görmesi gereken görmemiş ise onu en sona bırakacaksın” cevabını sormadan verdi, gerek kalmadı.
“Baki grubunda 24 tane Beach işletmesi var. Yani adı büfe, kendileri birer gazino olan yerler. Ve bir kişiye verilmiş. Oysa oradan 24 ayrı esnaf ekmek yiyebilir. Ve o esnafın yanında da en az 200-300 kişi çalışarak, vatandaş evine ekmek götürebilir. Ama muhatap bir kişi. Aynı muhatap Mini City’de. Türkis Cafe’de. Daha sayalım mı. Akvaryum’u da unutmamak gerekir. Sırada da Sarısu olsa gerek..”
Bunları ben söylemiyorum yahu.
Sokaktaki vatandaşın dilinde.
Yoksa nereden haberdar olayım?
Eski Konyaaltı Balıkevi’nin yerindeki parktan çıktım, Büyük Liman’da soluğu aldım. Kendime bir çay ısmarladım, balıkçı Tayfun’un mekanında oturuyorum.
Bu sefer yine tanıdık olan birisi selam verip, yanıma geldi.
“Geçenlerde senin gibi bir gazeteci büyüğümüz Muratpaşa Belediyesi’ne hitaben yazdığı bir yazsıya cevap vermiş ve yazısının son bölümünde özür patlatmış. Erdemlik mi, yoksa nedir o özrün nedeni bilemiyorum ama, sen aynı belediyeye, ‘Sera Otel ile ilgili 1994 yılından bugüne kadar olan tutanakların bulunduğu dosya elinizde mevcut mu, değil mi diye bir sorsana” demez mi?
Buyur buradan yak.
Sorsak, “Minareye çalan kılıfını hazırlamalı” gerçeği var.
Sormasak, “Sormaya yüreğin mi yetmiyor” denecek.
Sorduk anasını satim.
Cevap gelir mi ki?
Not: Geçtiğimiz Cuma akşamı bir dost yemeği yedik ki, birkaç dostumuzla o yemek olayını paylaşıp, çektirdiğimiz resmi gösterince, “vaaaay” haykırışıyla karşılaşmaz mıyız?
Biz de bu kentte kendimizin yaşadığını sanıyormuşuz da, haberimiz yokmuş. O resmi ve yemeği de okurlarımla paylaşacağım.