Gerçekten hayvansever biriyim…
Hayvanları sevmeyen insanları sevmez, derler ve bence doğru bir sözdür…
Ancak hayvanlar içinde dokunamadığımdan olsa gerek kuşlara karşı ayrı bir ilgim vardır...
Sanırım kuşlarda bunu bildiğinden küçük bahçemde çok çeşitli türlerde kuşlar yuva yapmıştır.
Her biri ayrı ve keyifli melodik sesleriyle apayrı bir hava yaratırlar bahçemde.
Ancak bir tür kuş var ki bahçemde yoktu…
Karga…
Ortaokulda okuduğum bir kitapta kargaların zeki, güçlü hafızası olan, gördüğü yüzü unutmayan, karmaşık sorunları çözebilen, inatçı ve dirençli olduklarını okuduğumda beni etkilemiş ve kargalara karşı içimde sempati oluşmuştu.
Sosyal medyada bir karga hikayesi okuyunca bende “bahçemde bir karga olsaydı ne iyi olurdu” diye dilek dilemiştim…
Hay dilim tutulaydı da dilemez olaydım…
Bir karga, bir insanı hayatından bezdirir mi?
Evet, vallahi bezdirir…
Bakın anlatayım…
Yıllarca çeşitli kuş türleriyle musmutlu yaşarken bir gün sabah ezanının hemen akabinde “gaaaakkk” diye kaba, hoyrat, çirkin mi çirkin bir sesle yataktan fırladım…
Erkenden uyandırmasına aldırmadan “benimde artık bir kargam oldu” diye için için sevinerek balkona koştum…
Yatak odamın tam karşısındaki vişne ağacına tüneyen karga beni görünce sustu ve simsiyah kafasında zar-zor belli olan simsiyah gözlerle bana bakmaya başladı…
Ben bahçeye alıştırmak için gülümseyerek şirinlik yaparken o kafasını sağdan sola doğru çevirip öyle bir gakladı ki bahçedeki tüm kuşlar sus-pus oldular…
Bir hafta boyunca sabah ezanından hemen sonra aynı ritüeli yaşamaya başladık…
Uykusuzluk ve halsizlik canıma yettiğinden olsa gerek artık kargayı kovmam gerektiğini düşünmeye başladım…
Ama nasıl?
Karga bu… özgürce uçar gider ve gelir…
Birden dikkatimi çekti…
Vişne ağacının tam ortasındaki kalın dalın üzerine yuva yapmıştı bir haftada…
O yokken hemen tırmandım ağaca ve yuvayı bozup darmadağın ettim…
Böylece gider, bende kurtulurum dedim…
Meğerse meret karga başka bir ağacın yaprakları arasına sinmiş beni gözlemlermiş…
Tam yuvayı yıkıp ağaçtan indiğim anda, Kızılderililerin tanrısal olarak kabul ettikleri Akça Kartal gibi öyle bir gakladı ki tüylerime kadar titredim…
O gaklama o an “sen görürsün günün” der gibi geldi bana lakin umursamadım…
Ertesi sabah tam kan uykudayken top gürültüsünden beter sesle yerimden fırladım…
Aman tanrım… en az 50 karga verandanın çatısında, vişne ağacında konuşlanmış ve nefes bile almadan olanca sesleriyle gaklıyorlardı…
Av tüfeğini alıp havaya ateş ettim ve hepsi uçup gittiler…
Eh artık gelmezler, iyi korktular diye yarı sevinip sabah kahvesinden tam bir yudum almıştım ki inanılmaz bir şey oldu…
İlçedeki tüm kargalar bahçeyi bir anda işgal edip her birlikte “ya hep beraber ya hiçbirimiz” dercesine gaklamaya başladılar…
Benim baş belası karga aralarında dolaşıyor, sanki her birine bir talimat veriyordu…
Aracıma binip hızla uzaklaştım evden…
Tam sokağı dönüyordum ki birden kapkara bir bulut gibi bahçedeki karga sürüsü uçup gitti…
Üç gün sonra geri döndüğümde baş belası karganın girişteki zeytin ağacında beni beklediğini gördüm.
Tam bir teslimiyet içinde başımı öne eğip eve doğru yürürken göz ucuyla baktım kargaya…
Napolyon edası içinde tüylerini kabartıp bana bakıyordu…
Birden olanca gücüyle gaklayıp uçup gitti ve bir daha gelmedi…