Önce tamamiyle tesadüf sonucu bir buluşmaydı. Ardından o tesadüf buluşmasında alınan kararla, çilingir sofrası etrafında toplanma sözüydü bizimkisi.
Birinci sayfadaki, “Dostlar buluştu” haberindeki resimden bahsediyorum.
Ben, Meltem Balıkevi’nin sahibi A.İhsan Dönmez, Avukat Rıdvan Yıldız ve Muratpaşa Belediyesi eski Zabıta Müdürü, şimdi Veteriner Müdürü olarak görev yapan Mehmet Baki Uçar.
Hani hep derim ya, “Gazeteci masa başından oturarak haber yapıp, kulaktan dolma bilgilerle köşe yazanlara denmez” diye.
Şükürler olsun ki, en büyük özelliğimizin de, gezip, görüp, konuşup, araştırıp yazı yazmak olduğunu cümle alem iyi bilir.
Her yerde mi gazeteciyiz?
Tabi ki olunması gereken yerde.
Çeyrek yüz yılı aşkın süredir o ince ayarı iyi yaptığımızdan mı yoksa ortaya koyduğumuz duruştan mı bilemiyorum.,
Özellikle de Antalya’da herkes artık bir birini iyi tanıyor.
Hep denir ya, “Cep telefonu çıktı, mertlik bozuldu” diye.
Katılmıyorum.
Yarası olan bırakın gocunmayı, isterse o yarayı kaşağı ile kaşısın.
Ben kesinlikle ihtiyaç duymadım..
16 Mart akşamı, çilingir sofrasındaki buluşma, neden yalan söyleyeyim benim son zamanlarda en fazla keyif aldığım, eğlendiğim, dertleştiğim, sohbete doyamadığım bir buluşmaydı.
Meraklarım gitti, kulaklarımın pası temizlendi.
Akşamüzeri başlayan çilingir sofrası sohbetimizde, saatler bir ara 20.00 dolayını gösterdiğinde eşim telefon ile arayıp, ne zaman geleceğimi sordu. “Bir-bir buçuk saat sonra sanırım evde olurum” cevabını verdim-ki. Sohbeti bitirip, eve gidip, yatıp, sabah kalktığımda yine eşimin, “Sen akşam kaçta geldin” diye ikinci bir soru sorunca. Cep telefonumun son arama saatine baktığımda anladım, gece yarısında eve girdiğimi.
İşte o çilingir sofrası sohbetimizin zamanı nasıl su gibi akıtıp geçirdiğini o an çok daha iyi anladım.
Mehmet Baki Uçar ile en son 7 Mehmet Restoran’da bir yemekte karşılaşmıştık. 2 yılı aşkın süredir kendisiyle görüşmüyordum.
Bol, bol hasret giderdik.
Görüşemediğimiz günlerin acısını 5-6 saatlik çilingir sofrası muhabbetimizde öyle bir çıkarttık ki, tabiri caizse görüşmediğimiz ayların belini bile kırdık.
Avukat Rıdvan Yıldız’ın doğup büyüdüğü köyü için yazdığı bir şiiri var ki ağzımız açık, gözümüzdeki hayret bakışları içerisinde dinledik ki.,
“Bir daha” talebimizi geri çevirmedi, iki değil üç değil, dört-beş kez kendi yazıp, kendisinin söylediği şiiri bizi çocukluğumuza götürdü.
Rıdvan ağabeye, “Allah bir insana her türlü yeteneği aynı anda verir mi” derken, orada bulunanlardan hiç kimse bunu iltifat olarak algılamadı. Zira gerçeğin ta kendisiydi de ondan.
Alaturka müzik ziyafeti, fıkra anlatımı ve şiir okuyuşu bambaşkaydı Rıdvan Yıldız’ın.
Ali İhsan Dönmez dostumuz iyi bir dinleyici ama aynı zamanda mükemmel bir süzgeççi.
Öyle anlar oldu ki sohbetimiz,“Antalya’da yaşanan veya yaşatılan hiçbir şey gizli kalmaz. Kalacağını sanan eninde sonunda nasıl yanıldığını bir gün mutlaka anlar” gerçeğinden yola çıkıp, kimi zaman ciddi bir havaya büründü.
Rıdvan Yıldız’ın temel fıkraları ve Karadeniz şivesiyle haykırdığı türküler kahkaha seslerimizin yükselmesine yol açtı, avuçlarımızın içi kızarırcasına alkışladığımız da oldu.
Dedim ya.,
Uzun zamandır böyle keyifli bir masa sohbetim olmamıştı.
Hasret kalmışız!.
O hasreti az da olsa sona erdiren Mehmet Baki Uçar, Av. Rıdvan Yıldız ve A.İhsan Dönmez dostlarıma kendi adıma teşekkürü bir borç biliyorum.
“O hasreti az da olsa sona erdiren” dedim ya, çünkü doymadım.
Karnı tok gezenleri bilemem ama, meğer ben bu tür dost sohbetlerine açmışım.
Bundan sonra dördümüz daha sık bir araya gelerek, o güzel sohbetleri yeri ve zamanı geldiğinde okuyucularımla paylaşacağım.