Aramızdan çıkıp, önce Antalya Büyükşehir Belediye Başkanlığı yapıp, ardından AK Parti’den milletvekili seçilip, Ankara’ya giden Ak Parti Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı olan Menderes Türel’i Antalyalı özlemiş.
Dün üyesi olduğu Antalya Gazeteciler Cemiyeti’ni (AGC) ziyaret eden Türel ile bayağı bir hasret giderdik.
Kendisini özlemişiz.
Zira Antalya’nın çok milletvekili var ancak, ağzından çıkan her kelimede Antalya vurgulaması yapmaktan asla bıkmayan Menderes Türel gibisini az gördük.
Misal mi?
Tayfun Süner, Yıldıray Sapan ne bileyim Ali Karataş veya Sami Küçükbaşkan gibilerini bir kenara bıraktım.
Bu memleketten defalarca kez Milletvekili seçilip, Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanlığı mertebesine bile yükselen Deniz Baykal, her seferinde seçilip gittikten sonra Antalya’dan tek kelime bahsetmeyip, Antalya’ya gelmesi gereken yatırımlar için elini taşın altına koymadığı gibi, “Memleketim” dediğine hiç şahitlik etmedim.
Ama dün.,
Türel konuşmaya başladığı ilk kelimeden sonuncusuna kadar elime aldığım kalem ile her Antalya vurgulaması için bir çentik attım. Ziyaret toplantısı bittiğinde o çentikleri saydım tam 34 kez Antalya demiş.
Ve bundan şunu anladım.
Kimse kusura bakmasın, her Antalya’da yaşayan, her, “Antalya’yı çok seviyorum” diyenden Antalyalı olmuyor.
Menderes Türel Genel Başkan Yardımcılığına getirildikten 3 gün sonra Ankara’daydık. Ve o gün bize söylediği bir söz hatırıma geldi.
“Hangi mertebeye gelirsem geleyim, içimdeki Antalya sevdası bambaşka.”
Nitekim dünkü konuşmalarında öyle önemli konulara değindi ki Türel, orada bulunanların hemen hemen tamamı, “Haklı” demekten kendisini alamadı.
Misal mı?
Antalya'nın her zaman önceliği olacağını, Antalya'nın hizmet ve tesis konularındaki sorunlarının çözülmesi için büyük bir gayretin içinde olduğunu vurguladı.
Bir misal daha mı?
Mazeret üretmeyeceğiz, çözüm üreteceğiz. Antalya'nın hizmete, çözüme ihtiyacı var, mazerete ihtiyacı yok.''
Yani, “Hizmet için seçilenlerin bazıları gibi ağlamaya hakkı olamaz” diyor.
Ve sıralıyor:
''Belediyecilikte bizler çözüm üretmekle sorumlu kişileri ararız. Çünkü her aday, belediye başkanı olmadan önce o şehrin sorunlarını kendisinin çözeceğini iddia ederek bir yarışa girer. Adaylar eğer seçimler olmadan önce o kentin bütün sorunlarını çözeceğini iddia ediyorsa ondan sonra (Engelleniyoruz, şu olmuyor, bu olmuyor) noktasında bazı mazeretleri ortaya koyarlarsa ve halk ve medya da (Arkadaş sen seçimden önce bütün sorunları çözeceğim diyordun, şimdi niye çözemiyorsun- Seçimden önce verdiğin sözleri neden yerine getiremiyorsun-) diye sorar. Eğer ki engellenmeye yönelik bir takım ithamlar muhalefet belediyelerinin alışkanlığı haline gelmişse o zaman muhalefette çok başarılı olmuş belediyelerimiz de var, biz bundan memnun oluyoruz. O belediyeler başka bir iktidarla mı çalışıyorlar, o belediyeler ayda mı belediyecilik yapıyorlar. Demek ki iş bilenin kılıç kuşananın. O yüzden ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz.
Bu sözler karşısında kim haklısın dercesine başını sallamadan durabilir ki?
Tüm bu sözler karşısında koca bir misal daha verelim mi?
2009 yerel seçim çalışmalarında bugünkü Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Akaydın’ın kitapçıklar haline getirip, halka dağıttığı, “Ben yaparım” vurgulamalarının yer aldığı ama 4 yıldır bir tane projesini hizmete sunamadığı gibi, kaldırım düzeltmekten başka bir iş yapmamasının açıklaması nedir?
Onunkine de Antalya sevdalılığı diyebilir miyiz?