Antalya’nın kenar semtlerindeki bir İlköğretim okulunda görev yapan bir bayan öğretmen..
Merkez sayılan bir başka yerdeki İlköğretim okulunda görevlendirilir..
Ancak..
Bir şey dikkatini çeker..
Bu okulun öğrencileri, kenar semtteki okulun öğrencileri gibi değildir..
O öğrenciler öğretmenlerine karşı daha saygılı iken, bu okulun çocukları daha farklıdır..
Saygıları daha az, öğretmenlerine karşı agresiftirler..
“Olsun” der bayan öğretmen, “Bizim işimiz çocuklarımızı eğitip hayata iyi birer insan olarak yetiştirmek.. Sabırlı olmamız gerek..”

Aradan bir-iki ay geçer..
Bu okulun çocuklarının çoğu, gerçekten normalin ötesinde şımarık ve saygısızdır..
Öğretmenleri dinlememeleri de ayrı bir sorundur..
İşini yaparken bayağı zorlanmaktadır..
Bir gün..
3. sınıf öğrencilerinden biri okuldaki ağaçlara çıkıp atlamaktadır..
Öğretmen, öğrencinin kendine zarar vereceğinden korkar..
Ve “uyarmak” zorunda kalır..
“Evladım, yapma bunu.. Bak bir yerlerin yaralanabilir” der..
Öğrenci oralı olmaz..
Yine ağaca çıkar atlar..
Öğretmen yine uyarır..
Öğrenci yine dinlemez ve hareketine devam eder..
Aynı şey tam 7 kez tekrar eder..
7’inci atlayışında öğrenci yere düşer ve dizinden yaralanır..
Öğretmen yanın gider..
“Sana bunun için yapma demiştim evladım, gördün mü yaptığını” der..
Ve kulağını hafifçe çekerek, “bu senin kulağına küpe olsun” der..
Öğrenciyi okul binasına götürür, dizine gereken müdahale yapılır..

Ertesi günü ders sırasında “müdür beyin kendisini çağırdığı”nı haber verirler..
Gider..
Odada müdürden başka bir gün önce ağaçtan atlayıp dizini yaralayan öğrenci ile annesi ve babası da vardır..
Müdür, “bu aile sizden şikayetçi öğretmen hanım, bu çocuğu dövmüşsünüz” der..
Öğretmen şaşırır..
“Yok öyle bir şey müdür bey” diye itiraz eder..
Müdür, “bu çocuk yalan mı söylüyor” diye çıkışır..
Öğretmen dayanamaz..
Çocuğu dövmediğini belirtir ve olayı anlatır..
Ardından da ilave eder:
“Bana inanmıyorsanız, kamera kayıtlarına bakın..”
Allahtan okulda kamera vardır ve her şeyi kaydetmiştir..
İzlerler ve öğretmenin doğru söylediği ortaya çıkar..

Ama..
Öğretmen kırılmıştır..
İncinmiştir..
Hatta mesleğini bile bırakmayı düşünür..
Çocuğuna “saygı”yı öğretmeyen aileler..
Öğretmeni yerine çocuğun ailesine inanan okul müdürü..
Küçücük, sıcacık bir kulak çekmeyi “dayak” diye aktaran öğrenciler..
Ağır gelir omuzlarına..
Yine de direnir..
“Hayır” der, “kaçmak yok, işimiz bunları da aşmak, bunlara rağmen çocukları iyi birer insan olarak hayata hazırlamak..”

Olayı bana, o okulda öğrencisi olan bir başka veli aktardı..
Ve o okulda öğretmenlerin işinin gerçekten çok zor olduğunu söyledi..
“Eğer aileler, çocuklarıyla gerektiği şekilde ilgilenmez ise, öğretmen ne yapabilir ki..
Çocuk yetiştirmek için iki tarafın da birbirini desteklemesi şart..
Bu okulda, ailelerden gelmesi gereken bu destek pek yok..
Çocuklara da yazık oluyor..”

Evet..
Çocuk büyütmek de, okutmak da zor..
Özellikle hayat yükünün alabildiğine ağır olduğu günümüzde daha da zor..
Ama..
Onlar bizim çocuklarımız..
Bu dünyaya gelmeyi kendileri istemedi..
“Zor”un üstesinden gelmek için her türlü fedakarlığı ve çabayı göstermek zorundayız..
Dozunda, ayarında..