Özer Ülken..
“CHP İl Başkanı” olup-olmadığı konusu tartışılırken..
“CHP İl Başkanı” olarak gazetecileri davet eder..
“12.00’de İl’de buluşalım, işsizlikle ilgili söyleyeceklerim var” der..
9 gazeteci gider..
Epeyce beklerler..
Ama..
Özer Ülken ortalarda görünmez..
Bu büyük bir ayıp mıdır?
Evet..
“Niye gelmediği” ile ilgili hiçbir açıklama yapmaz, gazetecileri arayıp özür de dilemez..
Bu büyük bir ayıp mıdır?
Evet..
Sözünü tutmamıştır..
İnsanları bekletmiş, zamanlarını çalmıştır..
Bu büyük bir ayıp mıdır?
Evet..
Sanki gazetecileri çağırmamış ve onları bekletmemiş gibi davranarak işsizlik konusunda “yazılı açıklama” yapmıştır..
Bu büyük bir ayıp mıdır?
Evet..

Peki.
Bu kadar ayıp eden birine kızılmaz mı?
Tabii ki kızılır..
Ama..
Ben Özer Ülken’e –fazla- kızmıyorum..
Ben..
Özer Ülken’e “bu tür bir davranış için cesaret veren” gazeteci arkadaşlarıma kızıyorum..

“Niye”sini anlatayım..

Kim düzenlerse düzenlesin..
Kahvaltılı-yemekli basın toplantılarına kesinlikle gitmiyorum..
Kendi elemanlarımı da göndermiyorum..
Bütün meslektaşlarımı da yeri geldikçe, bu tür toplantılara gitmemesi için uyarıyorum..
Ama..
Bunu dinleyen pek olmuyor..
Basın toplantılarının yemekli-kahvaltılı olmaması gerektiğini söylediğimde..
O toplantıyı düzenleyenlerden “çok acı bir cevap” alıyorum:
“Ne yapalım Ali Bey, yemek ya da kahvaltı olmazsa arkadaşlarınız pek gelmiyor..”
Gazetecilerin böyle bir görüntü vermesi..
Özer Ülken’in ayıbından, daha büyük bir ayıptır..

Duyuyorum..
Ne zaman kahvaltılı-yemekli toplantı yapılsa, “kalabalık bir basın ordusu” takip ediyor(muş)..
Bunu toplantıyı düzenleyen başkan, vekil, siyasetçi, işadamı, oda başkanı vesaire söylüyor..
Hangi işadamıyla karşılaşsam, “yahu bıktım arkadaşlarınızdan” diyor..
“Niye” diye soruyorsun..
O cevap da çok acı oluyor:
“Birine reklam versem, 30 arkadaşınız daha üşüşüyor başıma..”
Gazetecilerin böyle bir görüntü vermesi..
Özer Ülken’in ayıbından, daha büyük bir ayıptır..

Dahası var..
“Para veriyorum, istediğim haberi yaptırıyorum” diyenler var.
“Borç isteyen, ama aldığı borcu ödemeyen arkadaşlarınız çok” diyenler var..
“Para isteyip, vermeyince ‘aleyhinde yazarım’ diye tehdit eden arkadaşlarınız var” diyenler var..
Bütün bunları genelleştirerek (yani bir-iki kişi yapınca sanki herkes yapıyormuş gibi göstererek) söylüyorlar..
O zaman ne oluyor?
Gazeteciyi kimse takmıyor..
Tıpkı Özer Ülken gibi..

Ülken’in toplantısına giden arkadaşlarımız, “yazılı açıklamayı gazetelerinde yayınlayanlar, Ülken’le aynı seviyede olacaktır” diye sızlanarak ayrılmışlar oradan..
Sızlanmaya gerek yok..
Gazeteciler “seviyelerini” bilirlerse..
Herkes o seviyeye gelmek zorunda kalır..
Özer Ülken’e çuvaldız sokacağınıza, şu iğneyi önce kendinize bi batırın..
Bakın bakalım..
Bir daha böyle bir olay oluyor mu..