Dün sabah yataktan kalktım. Saate bir baktım 07.41?i gösteriyor. İnsanın ruhunu okşayan bir sessizlik. O sessizliği tek bozan kumruların, ?Guguuuuk guk? haykırışları. Tabi aynı zamanda bir orkestranın diğer sazlarıymışçasına, saka kuşlarının ritimleri.
Nereden mi bahsediyorum?
Parayı basıp, doğa ile iç içe yaşanılan her hangi bir otel veya tesis değil tabi ki?
Güllük Caddesi?nin tam orta göbeğinden.
Kendi evimin balkonunda gördüklerim ve duyduklarımı anlatıyorum.
Yazmayacağım arkadaş.,
Antalya?da yapması gereken onca iş varken, yapmadığı halde yaptım diye 2009?un son günü reklam panolarına afişler astırıp, ?Yaparsam böyle yaparım? yalanlarını mümkün olduğunca yazmayacağım.
Gerekirse kuş sesi, kumru narasını kaleme alacağım ama, yalan, palavra, göz boyama, insan kandırma gibi alışagelmiş icraat konularını ele almamak için kendimi tutacağım.
Yazdıkta ne oldu.
Adam at koşturmaktan geri durmadı.
Mehmetler ile restorantlarda keyifler çattı.
Yıl boyunca da özür diledi durdu.
Antalyalı da onun özürlerine anında kabul ediverdi, gönlü rahat yılbaşı geçirdi.
Nasıl rahatlıksa!..
Ben Pazar?ı kıskandım.
Kıskandım, kıskanmasına da, bu kıskanmam semt pazarı kıskançlığı değil. Hatta Çakırlar?da kurulan pazar hiç değil.
Cumartesi sabahı yataktan kalktık. Kalkarken, ?Hayallah. Her yer zifiri karanlık. Yine sabahın köründe mi uykumuz kaçtı ne? demekten kendimi alamadım.
Saatler 09.13?ü gösteriyor ama, dedim ya, her yer karanlık.
Meğer hava suratını asmış. Yağdı yağacak gibi duruyor.
Çok geçmeden Sude kalktı: ?Baba. Sen bugün izinlisin ama hava kötü. Kapalı bir yere gidip, değişiklik yapamaz mıyız? demez mi?
Koyun can, kasap et derdinde.,
?Hadi gel sen bugün benle takıl ama asla şikayet yok? uyarısını yaptım.
?Tamam? demekten başka seçeneği yok ki, ?Peki üzerime ne giyeyim? diye sordu.
?Ben ne giymişim? dediğimde, cevap dahi vermeden odasına gitti, eşofmanlarını giyip, yanıma geldi.
?Ben hazırım.?
?Yahu dur önce bir kahvaltımızı yapalım? diyecek oldum, ?Benim canım bugün simit yemek istiyor. Sen bana sokakta simit alırsın? lafı hazırdı.
Sude ile gazeteye gittik. Ben günlük gazeteleri karıştırdım, e-maillerime baktım, o aldığım simit-peynirini yedi, bilgisayarda oyun oynadı. Epey bir vakit geçirmişiz.
?Baba ben acıktım. Burada daha çok kalacak mıyız? sızlanmasıyla yanıma geldi.
Şehir Restoran Ocakbaşı?yı Antalya?da bana göre bilmeyen yoktur. Ama şimdilerde eski yerinde değil. Onay hamamının tam karşısında. Sahibi de yine Sebahattin Aladağ. Gittik oraya, oturduk ocakbaşına. Sude Adana kebabı bana mısın demedi. Yıllar geçse de, Şehir Restonat?ın damak tadı hiç değişmemiş.
Sürdüm arabayı Büyük Liman?a. Liman?da sessizlik hakim. Balıkçılar hava muhalefetinden teknelerini karaya çekmiş. Çekmeyenler de dört bir yana dağılmış. Parakende satılan balıkların fiyatları el yakıyor. Sude sızlandı.
?Babaaaaa. Burası çok kötü kokuyor.?
Geldik Konyaaltı sahiline. Sude bir poşet çekirdek aldı, Akdeniz?e baka, baka sessiz şekilde çitletti.
?Ben daha önce neden bunu akıl edemedim. Sude çekirdek oldu mu, meğer saatlerce sessiz kalabiliyormuş? diye içimden geçirmedim değil.
Cumartesi pazarına gittik. Almamız gerekenleri alıp, akşam karanlığıyla eve girdik. TV derken, uyuduk.
Sabah bir katlım ki, bir gün önceki Antalya?nın havasıyla, bir gün sonrasının havası arasında dünyalar kadar fark var.
Baktım Sude daha kalkmamış. Sessizce giyip, evden dışarıya attım kendimi.
Cumartesi, Pazar?ı kıskanmasın da, yane yapsın?
İlçeler
Asayiş
Antalya
Güncel
Spor
Özel
Pazar?ı çok kıskandım
Vedat Gürhan
Yorumlar
Trend Haberler
Bülent Korkmaz’dan Mardin yenilgisi sonrası öz eleştiri: Mağlubiyeti hak ettik
Antalya’ya yeni otel geliyor!
Swandor Hotels & Resort Kemer’de sezonun anahtarı: Misafir memnuniyeti ve kaliteli hizmet
YKS tercih sonuçları ne zaman açıklanacak?
Köprülü Kanyon’da nefes kesen kurtarma
Antalya Havalimanı'nda bagaj krizi