Ben gittim. Hem de Kurban Bayramı’nın 1. günü. Üstelik sabahın köründe.
“Kurbanı ne zaman kestin de soluğu Sarısu’da alıverdin” denebilir.
Arife günü Billboardlardaki, “Sarısu Kent Parkı açıldı. Gittiniz mi” afişleri gözüme ilişti.
Bayram öncesi Sarısu olayını beynime iyice yerleştirdim ve gidip kesinlikle piknik yapacaktım.
Topladık tası-tarağı düştük yola. Askeriye’nin önünden sağa girdik. Girdin de nereye gidiyorsun ki?
En fazla 50 metre git, karşına bekçi dikiliyor. Arkasında her ne kadar “Özel Güvenlik” ibaresi yazıyorsa da, resmen bekçi arkadaş.
Yolun ortasına 2 tane çöp konteynırı konmuş, ortasına da bir huni. Yanı başına da bekçi sandalyesini atmış, “Buradan öte geçiş yasak” diyor.
Hani, “Sarısu’ya gittiniz mi” diye vatandaşa soruluyor ya?
Tel örgüden içeriye gireceksin. En fazla 20 metre içeriye girip, aracını park edeceksin.
Pikniğe mi geldin?
Aracının bagajındaki piknik malzemelerini, mangalını ne bileyim getirdiğin ne varsa yüklenecek, bulabildiğin ilk piknik masasına konuşlanacaksın.
Şöyle Akdeniz’e bakıp, pikniğini yapıp, rakını mı yudumlamak istiyorsun.
Zor yaparsın.
Deniz nereeeee.
Piknik yaptığın yer nere?
Sarısu projesini hayata geçiren Büyükşehir Belediyesi’nin dev hizmeti arkadaş!..
Vatandaşa hizmette sınır tanımayan Büyükşehir!..
Birileri de size aklı sıra Kent meydanı yapmış, “Büyükşehir çalışıyor” yakıştırmalarını da kendi kendilerine yapacaklar.
Yuhlar olsun.
Ancak biz de çok haksızlık yapmayalım.
Seçildiği günden bu yana 100 metre yürüdüğüne dahi tanık olmadığım Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Akaydın, Antalyalıları atlet yapmaya sanırım kararlı.
“Yok öyle eskisi gibi evinin önünden dolmuşa bin, iş yerinin önünde in” zihniyeti deniliyor ya hani.,
Yok öyle hem denize bakıp iç geçireceksin, hem de gönlünce pikniğini yapacaksın!.
Hani, “Bin arabana, 10 kilometre git, piknik alanındasın” diye tarif edilirdi ya Antalya!..
Tarihe karıştı arkadaş.
Bayramda Sarısu’ya giden Antalyalılar, bol bol hocanın bayramını kutlama mesajı gönderdi.
Eminim ki kulakları sıkça çınlamıştır.
Girdiğimizle çıktığımız bir oldu Sarısu’dan.
Hem de, “Hay sizin Sarısuyunuza” diye söylene söylene.
Geçtik Büyük Çaltıcak koyuna. Girişteki karşılama olayı kalkmış. Büyük Çaltıcak mesire alanını özel işletmeciye kiraya vermişler.
Kira sözleşmesine, “Basın kartı” olayını yerleştirmemişler ki, “Basın kartımızı elinin tersiyle yüzüme doğru itip, “Burada sizin forsunuz geçmiyor artık arkadaş” dercesine bileti uzattı.
Sanki fors atan vardı da.
Bu ülkede devlet kendi elleriyle vatandaşını süründürüyor.
Neden mi?
Verdiği kirayı çıkartabilmek uğruna, vatandaşın tek lüksü olan mesire alanlarındaki piknik keyfi için astronomik rakamları ortaya sürmekten geri durmayanlar baktı ki olmuyor, beyaz, siyah, kırmızı, pembe ne bileyim renkten renge girmekten dahi geri durmuyorlar ama nafile.
Büyük Çaltıcak mesire alanı son 15 yılda benim bildiğim en az 4-5 işletmecinin elinden geçti ama, 3 liralık kirayı zar zor çıkartanlara mesire yerini 5 liraya kiraya verdik diye göbek atanlar, faturayı vatandaşa ödetiyorlar ama umurlarında bile değil.
Eski Vali Alaaddin Yüksel’in Çaltıcak ile ilgili bir sözü vardı. “Orasını özel işletmeciye kiraya dahi versek, sözleşme şartlarına basın ibaresini kesinlikle yerleştirteceğim” demişti.
Havada kalmış.
Artık en iyisi Kundu tarafı. Yörük Mehmet’in balıkçı meyhanesinde insanın ruhu dinleniyor.
Karşında at çiftliği. Önünde uzun uzun akan ırmak. Sağında uçsuz bucaksız deniz. Yan tarafında oteller. Al oltanı at ırmağa tut yiyeceğin balığı. Hesap desen 7 Mehmet’in 5’te biri.
Sarısu da, Çaltıcak da sizin olsun.