Bu konuyu köşe yazısına taşıma sebebim, son bir ay içerisinde bazı bilgileri ilgili kurumların sistemlerinde online olmasına rağmen bizlerden ısrarla talep etmeleridir. Bu sorun özellikle üniversitelerdeki öğretim üyelerinin canını çok sıkan bir konu.
Antalya Teknokent bünyesinde bir firmamız olması dolayısıyla TÜİK ısrarla her yıl bazı verileri talep ediyor. Bir e-posta gönderiyorlar ve bir web adres üzerinden bilgileri siteme işlememiz talep ediliyor. Eğer sisteme bilgiler girilmez ise ne olur?
Mesajın devamında kocaman bir tehdit var. Şu kanun maddesine göre cezalandırılacaksınız…
Birinci yıl veriler giriliyor, ikinci yıl giriliyor ve devam eden yıllar…
Bu yıl tekrar aynı mesaj bir daha geldi. Bölge Müdürlüğü’nü her yıl olduğu gibi bu yılda aradım, bir çalışanın telefon aracılığıyla yardımı sayesinde yine sisteme işledim.
Bu yetmezmiş gibi bu sefer de TÜİK tarafından üniversite içerisinden TÜBİTAK ve BAP Projeleri ile ilgili bilgilerin istendiğine dair mesajlar geldi. Hem de yazının geldiği bir gün sonrasına son teslim tarihi var. Excel sayfaları doldurulacak ve gönderilecek.
TÜİK Devletimizin önemli bir kurumudur ve talebi yerine getirilmelidir. Ancak aklıma ve konuştuğum birçok öğretim üyesinin aklına takılan soru şu?
“TÜİK neden veriyi doğrudan kaynağından almak yerine dolaylı yöntemi tercih ediyor?”
Eğer Teknokent bünyesindeki faaliyetlerin bilgilerine ihtiyacınız var ise Teknokentler tarafından Sanayi Bakanlığı’na bu bilgiler zaten gönderiliyor. Teknokent portallarına bu veriler giriliyor.
Eğer Ar-Ge firmalarının gelir-giderlerinin bilgileri, yapılan yatırımların, masrafların mali boyutu talep ediliyorsa, bunlar da Gelir İdaresi Başkanlığı’nda var.
TÜBİTAK’ın desteklediği proje verilerine, üniversitelerin BAP’ları tarafından desteklenen projelere ihtiyacınız var ise bu bilgiler de bu kurumların sistemlerinde kayıtlı durumda. Hem de online…
Bu veriler kimden isteniyor? Öğretim üyelerinden…
Peki öğretim üyesi bu veriyi nereden alıyor?
Çoğunlukla TÜBİTAK’tan ya da projeyi destekleyen kurumun online çalışan web adresinden.
Burada doğal bir soru ortaya çıkıyor ve bizler haksız mıyız?
TÜİK neden bu veriyi doğrudan TÜBİTAK’tan ya da ilgili kurumlardan talep etmiyor?
Kimse kusura bakmasın burada ya iş bilmezlik ya da kolaycılık var. Akademisyenler veri üreticisi konumundan veri kaydedici, aktarıcı, taşıyıcı konumuna sokuluyor.
Yapay zekanın aşırı şekilde konuşulduğu, bütün sistemlerin yapay zekaya emanet edildiği bir sürece doğru giderken, basit veri aktarımı için akademisyenin kullanılması bana göre haksızlıktır.
Ben TÜİK bünyesinde çalışan mühendislerin bile bu veri toplama işini online olarak geliştirebileceklerine inanıyorum. Kurumlarda var olan veriyi çekeceksiniz, hepsi bu…
Ve böylece yanlış bilgi almanın, yanlış yönlenmenin ve yönlendirmenin önüne geçilecektir.
Ve dahası da var…
Akademisyen proje üretmeye, proje geliştirmeye, bilgileri derleyip dağıtmaya devam edecektir. Bugün bir öğretim üyesinin söylediğini paylaşayım. Çalışanı bu şekilde cezalandırıyorlar. Yani büro işi yaptırıyorlar demek istiyor.
Üniversiteler bu verileri bir araya getirirken kimden destek alıyor? Az sayıdaki Araştırma Görevlilerinden… Yani araştırma yapması gereken, uygulama alanlarında olması gereken gençler de veri aktarmaya yardım ediyor. Tekrar yazıyorum, hem de kurumların siteminde kayıtlı verileri alıyorlar, veriyorlar…
Akademisyen araştırma yapar… Akademisyen Q’lu yayın yapar… Akademisyen proje yazar…Akademisyen bilgi üretir…Akademisyen derse girer… Akademisyen sınav gözetmeni olur… Ve tabiki akademisyen veri kaydeder… Akademisyen sisteme girdiği veriyi alır isteyen kurumlara dağıtır. Yani akademisyen her şeyi yapar…
Peki bütün akademisyenler böyle mi? Elbette hayır… Çalışanların başına bunlar gelir… Bu sorun sadece TÜİK ile de sınırlı değil. Bazı kurumlarımızın durumu da böyle…