Sarılar Köyü’nde dikkate değer ikinci bina da 1323/1907 yılında yanmış Tugayzâdelerin pek büyük ve muntazam konaklarıdır. Cephesi güneye bakan bu iki katlı konağın enkazı ve yüksek duvarları hâlâ mevcuttur. Bu yangında Türk eserlerine ait pek çok silahlar, halılar ve elbiselerle hesapsız eski evaninin/kap kacak dahi yanmış olduğu söylenmektedir. Konağın üst katında henüz yıkılmamış olan hamamın döşemeleri ve kapı dikmelerinin mermerden olduğuna bakılırsa konakta her türlü istirahat esbabı temin edilmişti. Konaklara bitişik ve yangından kurtulmuş, fakat bilahare o da harap olmuş fevkâni selamlığı görmek Tugayların eski debdebe ve daratının/şan ve şöhretinin ne derece yüksek olduğunu anlatmaya kâfi bir delildir.

Selamlığın konaktan daha önce yapılmış olduğu ve hatta Kadı Abdurrahman Paşa ile edilen çarpışma sırasında Kadı Paşa taraftarları tarafından muhasara edildiği anlaşılmakta ve bu çarpışmada atılan kurşunların izleri selamlık duvarlarında hâlâ gösterilmektedir.

Selamlığın işlenmiş pencere kapakları ile kapısını söktürerek müzemize hediye eden Bay Cemal Tugayoğlu’na burada teşekkür etmeyi bir ödev sayarım.

Rivayete göre yanan konak, Kadı Paşa’nın meşhur vakasından sonra Tugaylardan Ali Ağa tarafından yaptırılmıştır. Konağın bahçesi çok geniş ve müteaddit havuzlarla bezenmiştir. Bahçenin birkaç kapısı vardır ki, birisinin yanı başında Selçuk yazılarına benzer bazı yazı parçaları görülüyor. Cümle kapısının yanı başında görülen bir kitabede yalnız ‘Tugayzâde Mehmed bin Mustafa’ kelimeleri okunabiliyor.

Yanan konakta Tugaylar sülalesinin tarihi vakalarını natık/söyleyen silsilenamelerin dahi yanmış olduğu ifade edilmektedir ki, cidden zaiyattandır. Çünkü bu sülalenin uzun müddet buralarda mühim roller oynadıkları şüphesizdir.

Bu sülalenin I. Bayezid zamanında Horasan’dan geldiği ve vakti ile Kara İsa’lı aşireti ile birçok savaşlarda bulundukları ve oğlu Mehmet Bey’e kız vermediklerinden dolayı Kadı Abdurrahman Paşa ile araları açılarak çarpışmalar yaptıkları ve bu çarpışmada Antalya Mütesellimi Tekelioğlu’nun kendileri ile müttefik bulunduğu söylenmektedir.

Sarılarda Tugay sülalesine ait muntazam bir kabristan vardır ki, kabir taşlarının bazılarında âtideki tarihler okunmaktadır: Süleyman Ağa bin Mustafa 1117, İbrahim Ağa bin Mehmed Ağa 1180, Kethüda Mehmed Ağa 1178, Mustafa Ağa 1228, Gülizar 1222, Mehmed Reşid bin Ali 1258, Mehmed Ali bin Ali 1265, Ayşe Hanım binti Emin Ağa 1280, Hacı Mehmed Emin Bey 1300.

Kabir taşlarının birisinde: ‘‘Olacak fermanı Hakk ister icabet davete/Emrine mûtî olan cümle ebrâr-ı izzete, Azmedip gitti bekâ-yı milkine bir merd-i sahî/El çeküp fânî cihandan erdi kurb-i rahmete, Hayatında rûz u şeb ikram ederdi âleme/Hanesinde nice kimse el sunardı nimete.

Manavgat kazası müdürü Tugayzâde merhum Ali Efendi’nin ruhiçün Fatiha 1279.’’ Yukarıda yazılı konağın bânisi bu zâttır.

Sarıların 1.5 saat kuzey doğusunda Şıhlar Köyü civarında Tugaylara ait diğer bir mezarın bulunduğu ve bu mezar sahibi dahi kız maddesinden dolayı Kadı Paşa ile savaş ederken orada şehit olduğunu natık bir mezar taşının bulunduğu söyleniyordu. Oraya giderek taşın yazısını okudum. Bu taşta: ‘‘Mürûr edince kabrimeden duayla bizi yâd edin ziyaretten murat bir duadır. Bugün banaysa yarın sanadır. Tugayzâde Emin Ağa bin Mehmed Ağa ruhuna Fatiha 1217’’ yazılı ise de şehit edildiğine dair bir ibare mevcut değildir. Konağın alt tarafında 1200 hicrî yılında Mehmed Emin bin Mehmed bin Mustafa Tugayzâde tarafından yaptırılmış bir çeşme mevcuttur.

Sarılar Köyü’nün 2.5 saat kadar kuzey doğusunda ve Şıhlar Köyü’ne yarım saat mesafede eski Seleuxia harabesi vardır ki, şimdiki adı Hisar’dır. Bunun daha kuzeyinde Hisarcık denilen yerde bir harabe vardır.

İstrabon coğrafyasında, Aspendos ile Side’nin kuzey taraflarındaki tepelerde zeytin ağaçları içerisinde birçok küçük şehirlerin mevcut olduğu ve onun için Hristiyanlık devrinde bu havalide bir piskoposluk makamı ihdas edildiği yazılıdır.

Sarılar’ın birkaç saat kuzeyinde ve Çay İçi Köyü’nün yukarısındaki tepeler üzerinde oldukça büyük bir şehir harabesi vardır. Yine kuzey doğusunda eski taşlar kullanılarak yapılan köprünün öbür yakasında, yayla cihetinde Bizans devrine ait müteferrik harabeler görülmektedir. Eski piskopos kayıtlarında ismi geçmekte olan ‘Manava’ kadim piskoposluk şehri dahi burası olmak ihtimali vardır. Kilise kuyudatına/kayıtlarına göre 680 tarihinde ‘Manava’ daha kuzeyindeki ‘Katenna-Gödene’ ile birlikte bir piskoposluk şehri olmak üzere birleştirilmişti. Manava mevkii Katenna ile dağların güney cihetinde olan deniz sahilinde olduğu Ramzey coğrafyasında yazılır (Hans Rott eseri, sayfa 100 ve 419, Leipsig tabı).

Sarılar’dan Manavgat-Pazarcı’ya olan mesafe bir saattir. Aralarında biraz yüksek ve devamlı bir tepe mevcut olup tamamen çam ağaçları ile mesturdur/örtülüdür. Pazarcı, Sarılar’ın güneyinde ve eski taksime göre Pamfilya’nın gündoğdu hududunu teşkil eden Karasu manasına Melas ve Nigres’e nazaran soğuk su manasına olarak Giriyanero yani Manavgat Çayı’nın sol sahilinde bir kaza merkezidir. Merkezin ismi Pazarcı olup denizden 1.5 saat kadar içeridedir. Havanın müsait zamanlarında Antalya’dan buraya birkaç yelkenli gemi daima yolcu ve eşya taşımakta olduğu gibi burası Akseki’nin de iskelesidir.

Manavgat Çayı hiçbir yerde geçit vermeyen çaylardandır. Kışın yükselmekte ve bazen batı tarafındaki ovayı su altında bırakmaktadır. Suyu soğuk ve etrafı bataklık bulunduğundan kasabayı sıtma ile tehdit etmektedir. Çayın derinliği dört metreden fazla ve genişliği 25-50 metredir.

Pazarcı, Düşenbih nahiyesinin merkezi iken 1334 senesi 25 Temmuz’unda kaza merkezi olmuştur. Lehçe-i Osmani’de: Manavgat’ın Alâiye kazasına merbut olduğu ve Düşenbih’in de Teke’de Senir’e mülhak bir kaza olduğu yazılıdır (16 Rebiulevvel 1273 tarihine ait elime geçen bir beratta, Senir maa Düşenbih kazasına dahi Seydiler Karyesi’nde vâki Seydi Cemal Camii Vakfı’ndan yevmî iki akçe vazife ile hitabet ciheti mutasarrıfı Mehmed Halife hafidi Sağîr Abdullah bin Ömer’in vefatı üzerine veled-i sağîri kesb-i liyakat edinceye kadar Mehmed bin Hüseyin’e verildiğini yazıyor).

Bu havali, Akseki’nin Çimi Köyü’nden Abdi ve Şaban Paşaların çiftliği imiş (Çimi Köyü’nde Abdi Paşa’nın kabri mevcut olup taşındaki âtideki yazıyı okumuştum: ‘‘Hüve’l-Bâkî. Fenâdan bekâya eyledi rihlet, ede kabrini Hakk fezâ-yı cennet. Merhum ve mağfur Abdi Paşa’nın ruhu için Fatiha 1259.’’ Bu kabir yanında 1194 hicrî yılında vefat eden İbrahim Paşazâde Mehmed Sadık Paşa kabri ve 1273 de vefat eden Halil Hüsrev Paşa’nın validesi Saadet Hanım’ın kabri mevcuttur. Şaban Paşa’nın kabri buralarda görülmüyor). Ahalisi kâmilen göçebe bulunuyormuş. Bugünkü binaların 1305 den sonra yapıldığı rivayet olunmaktadır. (Süleyman Fikri Erten, TürkAkdeniz Dergisi, Nisan 1938, Sayı 8, syf. 12-14)