Salı günü Korkuteli’nde önemli bir işimin olmasından dolayı, Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Akaydın’ın yatırımlarını yerinde görme gezisine katılamadım.
2.5 yıldır seçildiği kente en küçük bir kalıcı eser bırakmamasıyla ilgili defalarca eleştiri yaptığımız Akaydın’ın bu gezisine katılmayı o kadar çok istiyordum ki, maalesef elimde değildi.
Ama gün boyu kulaklarım bir hayli çınladı.
Başkan Akaydın, gazetecilerle birlikte gezi için otobüse henüz binerken, “Son zamanlarda gülmeyi unutmuştum ama, Vedat Gürhan’ın geçtiğimiz günlerde yazdığı ‘Hakikaten gerçek solcu başkan’ yazısı beni hayli güldürdü. Kendisi hep yolun sağından gittiğinden, sol tarafına bakmak zorunda kalıyor bunun farkında bile değil ki, benim için benzetmede bulunmuş” demiş.
Kendim yoktum ama ismim meğer ordaymış.
Hem de Büyükşehir Belediye Başkanı tarafından adım oraya getiriliyor ya, bu onur bana yetti.
Ne denir?
Allah Büyükşehir Belediye Başkanımız Mustafa Akaydın’ı gülmemelerden mahrum bırakmasın.
Korkuteli’ne gittik, işimizi gördük ve geri döndük.
Aman Allah’ım Antalya’yı sel götürüyor, fırtına kıyameti kopartıyor.
Hep derim ya hani.,
“Sarısu benim stres atma mekanımdır. Vatandaşın son bakir mesire alanı her ne kadar elden gitmeye yüz tuttuysa da, Sarısu’nın yeri apayrıdır” diye.
Sarısu’ya git telkini doktorumun.
Bıkıp, usanmadan. Hem de defalarca, “Çek arabanı sahile. Gökyüzü ile denizin birleştiği yere boş boş uzun uzun bak” demiştir.
Sürdüm arabayı Sarısu’ya.
Sarısu’nun içerisine giriyorsun. Çok değil 20 metre gittikten sonra, yolun ortasında iki tane çöp konteynırı seni karşılıyor. 20 metreden öteye gidemezsin. Gitmek istersen aracını sol tarafa park edeceksin, yürüyerek git gidebildiğin yere kadar.
Araçla sahil kenarına gidiş yasak arkadaş.
Yassss-saaaaak.
Yağmur sicim gibi akıyor. Rüzgar desen cılızı uçuracak-ki Allahtan mankenliğe aday, maday olmadığımızdan kilomuzda yerinde ve rüzgara direne biliyoruz.
Sarısu’dan içeriye girdim, çöp konteynırlarının arası boştu oradan daldım, üç yolun birleştiği boşluğun orta yerine arabayı çektim. Tabi ki el frenini de. Aradan çok değil, 20-25 dakika geçti, sağanak yağış hızını azaltmıştı. Sol tarafımdaki cam, “Tık, tık” vurulmaz mı?
“Beyefendi aracınızı girişteki otoparka çekmek zorundasınız” diyordu göğsünde özel güvenlik yazan muhterem, Daldığımdan bir an irkilmiştik o tık tık sesiyle.
“Niçin” diye sordum, “Bana verilen talimat gereği” cevabını verdi.
“Sizi içeriye girerken gören üstüm beni buraya özellikle çıkartmam için gönderdi. Lütfen araç dışarıya” diye de diretiyordu.
“Burası içerisi mi oluyor da, aracımı dışarıya alacağım” karşılığı verdim, “Evet” demez mi?
Oldu olacak Sarısu’nun etrafına Çin Seddi gibi duvar örün de, çöp konteynırına gerek kalmasın, Komünist özentinizi perçinletin gitsin.
“Tamam koçum. Sen işine bak, ben zaten çıkacağım” dedim ve güvenlikçi yanımdan ayrıldı. Ayrıldı, ayrılmasına da, 30 metre ileriye gitti, aracı gözetliyor. Belli ki aracı oradan çekmemem halinde, benim kulağımı çekecekler. Ödüm çıtladı!.
Çalıştırdım arabayı, çevirdim direksiyonu. Tam gitmeye hazırlanıyorum, “Şuradan çıkacaksın” diyordu özel güvenlikçi. Ve ekledi.
“Sabahtan beri buraya 60 tane araba girdi, 40 tanesi fuhuş için” demez mi?
“Seni bize gönderen kim” diye sordum, Ramazan Muşlu ismini verdi. “Ben sana buraya gelenler ne için, hangi maksatla geliyor diye mi sordum da, sen namus bekçiliğine kalkışıyorsun” diye çıkıştım, “Ben emir kuluyum, talimatları yerine getiriyorum” cevabı verip, kendisini işten sıyırdı.
Antalya Büyükşehir Belediyesi çalışan belediye! Ve bunu da Antalyalı biliyor!.
Biliyor bilmesine de, kendi çalışanlarına, “Her gördüğünüz bıyıklıyı babanız sanmayın” niye demez ki?
Ben eşimle Sarısu’ya gitme hakkına sahip mi değilim?
Ama Büyükşehir’i anti fuhuşçuluğundan dolayı takdir etmek lazıml.
Bu arada 2.5 yıllık yatırımlar gezisi ile ilgili bizim de pekala bi çift sözümüz olacak.