Hayta bir gençtim. Hiç söz dinlemez, yerimde duramazdım. Allah hayırlı ömürler versin şimdilerde 80 küsur yaşındaki anama, rahmetli babama çok çektirdim. Farkında olmadan, bilmeden…

Hiç başıma kakmadılar. Benden hiç ama hiç vazgeçmediler. Gün geldi kavga ettim karakola, cezaevine düştüm. Günlerce eve gitmediğim oldu. Sabahlara kadar uykusuz beni beklediler. Anlam veremezdim bu fedakarlıklarına. Rahmetli babam sadece, “Baba olunca anlarsın” derdi. Birçoğumuzun babası gibi…

Okuma yazmayı kendiliğinden öğrenmiş, ilkokul diplomasını dışarıdan sınavlara girerek almıştı. Gözlüklerini uzaklaştırıp yakınlaştırarak heceleye heceleye okurdu gazetesini. Tahsilli değildi ama hayat okulunu çok iyi dereceyle bitirmişti. Ailesini hiç kimseye muhtaç etmedi. Kendimi bildim bileli beri özendiğim hiçbir şey olmadı. Beni, bizi hiçbir şeyden mahrum bırakmadı...

Üç çocuğun en küçüğü yani tekne kazıntısı olduğum için şımartmıştı da beni. Ağabeyim, ablam yanında doğru düzgün konuşamazken ben oturur onunla karşılıklı tartışırdım. Mutaassıp bir çevrede yetişmesine ve onun doğrularıyla çelişmesine rağmen kız arkadaşlarımı ilk babamla tanıştırırdım. Evladı gibi bağrına basar ve her seferinde, “Sakın onları üzecek kıracak, incitecek bir şey yapma” diye beni tembihlerdi…

Onurlu, haysiyetli, dürüst, namuslu, adam gibi adamdı benim babam. Hayırseverdi, yardımseverdi, çevresindeki herkesin yardımına koşardı. “Davetlere mutlaka icabet et, düğün, dernek ne olursa asla ihmal etme. Cenazeleri ise kaçırma. Tanı ya da tanıma bir cenaze gördün mü derhal konvoya katıl” derdi hep…

Çok sonradan anladım ki, gidersen sana da gelirler…

Cenazesine katılan yüzlerce insanın yüzlerindeki hüznü görünce anladım geride ne kadar hoş bir seda bıraktığını…

Bizler büyüdükçe, kendi yuvalarımızı kurup kendi yolumuza yönelmeye başlayınca bir hüzün çöktü babamın yüzüne. Zaman zaman sorardım “Neyin var” diye. Söylemezdi. “Bir şeyim yok” deyip geçiştirirdi.

Hiç açmazdı içini.

Anlayamazdım…

Sonra, yıllar sonra dank etti.

Babamın dediği gibi ben de baba olunca anlamaya başladım bazı şeyleri.

Babam, o dağ gibi adam ailesinin içinde yalnız kalmıştı. Artık o dizinin dibinde oturan, söylediği her şeyi hayranlıkla dinleyen evlatları büyümüş, yetişkin bireyler olmuştu. Onlar artık kendi kanatlarıyla uçuyorlardı. Baba geride kalmış bir anıydı artık. Simgesel bir varlıktı. Yine sevilen, sayılan ancak devri bitmiş, modası geçmiş biriydi.

Onu derin bir hüzne sokan işte bu psikolojiydi…

Şimdi ben de benzer bir psikolojiye doğru adım adım gidiyorum. Çocuklarım yetişkin bireyler oldu, kendi kanatlarıyla uçma hazırlığında. Düne kadar idolleriydim. Bugün sadece eksiklerini, ihtiyaçlarını giderme görevini üstlenmiş biriyim…

Yarın eksik ve ihtiyaçları kalmadığında benim bu misyonum da sona erecek ve ben de tıpkı babam gibi canımdan çok sevdiğim evlatlarım, ailem içerisinde yalnız, yapayalnız kalacağım…

Özür dilerim baba.

Seni zamanında anlayamadığım için…

Ruhun şad, mekanın cennet olsun sevgili babam…