Çok değil 6-7 yıl önce medyada okumaya, izlemeye başladık ‘Arap Baharı’ adı verilen kaosu. Arap halklarının demokrasi, özgürlük ve insan hakları taleplerinden ortaya çıkan, protestolar, mitingler, gösteriler ve iç çatışmalarla büyüyen kaos, Tunus, Mısır, Libya, Suriye, Bahreyn, Cezayir, Ürdün ve Yemen'de, Moritanya, Suudi Arabistan, Umman, Irak, Lübnan ve Fas'ta uzunca bir süre devam etti. Protestolar, Arap Dünyası'nda başta gelen işsizlik, gıda enflasyonu, siyasi yozlaşma, ifade özgürlüğü, usulsüzlükler ve kötü yaşam koşulları gibi olumsuzluklar nedeniyle önce Tunus'ta ‘yasemin devrimi’ adıyla başlayan Arap Baharı, ardından domino etkisiyle yukarıda sıraladığımız tüm ülkelerde hızla yayıldı. Tunus’taki Yasemin Devrimi’nde protestocuların hedef aldığı başlıca konular işsizlik, gıda enflasyonu, siyasi yozlaşma, ifade özgürlüğü ve kötü yaşam koşullarıydı. 23 yıldır ülkeyi yöneten Zeynel Abidin Bin Ali’nin başkanlığı bırakıp 14 Ocak 2011'de ülkeden kaçmasıyla sonuçlanan devrimi ateşleyen ise 2010 Kasım ayında, meyve sebze satıcısı olan işsiz bir üniversite mezununun, satış arabasına polisin el koymasından sonra kendini ateşe vermesi ile başlayan protestolardı.
2010-2011 Yasemin Devrimi'nin etkisiyle 25 Ocak 2011'den itibaren Mısır'da da halk ayaklanmıştı. Sokak gösterileri, protestolar, sivil itaatsizlik almış başını yürümüştü. Gösteriler ve isyanlara polis şiddeti, olağanüstü hal, işsizlik, asgari ücretlerin azlığı, barınma eksikliği, yiyecek sıkıntısı, yolsuzluklar, ifade özgürlüğünün kısıtlanması ve kötü hayat koşulları gösteriliyordu. Nitekim 11 Şubat 2011 tarihinde Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek gösteriler nedeniyle istifa etti. 2012’de bu makama seçimle Muhammed Mursi geldiyse de, o da kısa bir süre sonra ülkede yeniden diktatörlük sağlamakla suçlandı. Halk kendi arasında ona ‘Yeni Firavun’ demeye başladı. Bunun üzerine halk bu kez de Mursi karşıtı gösterilere başladı. 3 Temmuz 2013’te Mısır silahlı ordusunun müdahalesi ile Muhammed Mursi de koltuğundan indirildi. Mursi 16 Mayıs 2015’te de idam cezasına çarptırıldı.
Arap Baharı’nın sonuç verdiği bir diğer ülke de Libya’ydı. Bir Kuzey Afrika ülkesi olan Libya'da hükümet ve Muammer Kaddafi karşıtı gösterilerle başlayan kaos, daha sonrasında gerçek anlamıyla bir iç savaşa dönüştü. Protestolar 15 Şubat 2011 tarihinde başlamış, iç savaş Sirte'nin düşmesi ve Muammer Kaddafi'nin öldürülmesiyle 20 Ekim 2011 tarihinde sona ermişti. Yemen’de ise yüz binlerce insan sokağa döküldü, ülke genelinde silahlı gruplar iç savaşı andırırcasına hükümet güçleri ile çatıştı. Ülke genelindeki aşiretlerin oluşturduğu ‘Yemen Aşiretleri İttifakı'na bağlı militanlar bazı kasaba ve semtleri kontrolü altına almıştı. Şii ve Sünni gerilimi, Güney Yemen Hareketi'nin bu ayaklanmadan fırsat sağlayarak saldırılar yapması ülkeyi kaosa sürüklemişti.
Yine Bahreyn’de Arap Baharı’nın etkisiyle 14 Şubat 2011'de halk, özgürlük ve eşitlik talebiyle sokaklarda protestolara başlamıştı. Hükümet güçleri olaylara müdahale etmiş, Körfez İşbirliği Konseyi de Bahreyn'e ‘Yarımada Kalkan Gücü’ adlı güvenlik kuvvetini göndermişti. Cezayir'de ise 2010'un aralık ayında başlayan protestoların gerekçesi yine aynıydı; İşsizlik, gıda enflasyonu, evsizlik, usulsüzlük, ifade özgürlüğü ve kötü yaşam koşulları.. Daha önceki yıllarda yerel gösteriler sıkça yapılmış olsa da, tüm ülke çapında eşzamanlı gösteriler 2011'in ocak ayında patlak verdi. Bunlar hükümetin gıda fiyatlarını düşürmesiyle bastırıldı fakat daha sonra çoğunlukla hükümet binalarının önünde gerçekleşen kendini yakma eylemleri başladı. Muhalefet partileri 1992'deki darbeden beridir olağanüstü hal bulunan Cezayir'in hükümetinden izin almadan yasadışı nitelikte gösteriler düzenlemeye başladı. Gösterilerde üç kişi öldü, 420 kişi yaralandı.
Ve Suriye. Suriye'deki olaylar, ilk olarak Dera'da, 15 Mart 2011 tarihinde başladı. Arap Baharı'nın etkisiyle devrilen diktatörlerin ülkelerinden ilham alan Beşşar Esed karşıtı muhalifler, silahlanarak topyekün çatışmaya girdi. Suriye muhalefeti, devlet başkanı Beşşar Esad rejimini devirmek ve kendi ifadeleriyle Özgür Suriye devletini kurmak için silahlı isyana başlamışlardı. Her iki taraf da dışarıdan askeri ve ekonomik destek alıyordu. Yaşanan iç savaş sonrası bugünlere gelindi.
Bunları hatırlattım çünkü aynı oyun ülkemizde de tezgahlanıyor. Dikkat ederseniz yukarıda sıraladığım ülkelerin tümünde ayaklanmaların gerekçeleri hep aynı. Uygulanan yöntem de aynı. Halkı galeyana getirip sokaklara dökmek…
Tıpkı Gezi Olayları’nda, tıpkı 15 Temmuz’da olduğu gibi…
Şimdilerde aynı zihniyet halkı sokağa çağırmaya devam ediyor.
Bu kez gerekçe referandum.
Amaç çok net; Arap Baharı’nı Türk Baharı’na çevirmek…
Ancak unuttukları, hesap edemedikleri bir şey var.
Bu millet bu oyuna gelmez…