Bu yazıyı kaleme alıp almama konusunda çok düşündüm.
Hislerim yazmam gerektiğini söyledi.
Ben de öyle yapıyorum.
Zaten tam da zamanı.
Başka bir gün yazsam fazla dikkat çekmezdi.
Neyse biz gelelim konumuza.
Dün 24 Kasım Öğretmenler Günü?ydü.
Bütün gazetelerde öğretmenler günüyle ilgili yazılar vardı.
Köşe yazarları, öğretmenlerin yaşadığı sıkıntıları sütunlarına taşımıştı. Kısacası hepsi öğretmenleri sahiplenmişti. Her zaman olduğu gibi yılda bir kere hatırlayabildiler öğretmenlerimizi.
Evet, öğretmenlik mesleği gerçekten saygı duyulacak bir meslek.
Öğretmenlik yapan biri olarak bunu çok iyi biliyorum.
Ancak, eğitim camiasında çürük elmaların olduğu unutulmamalı. Yeri geldiğinde bir çuval inciri de berbat ediyorlar.
Öğrencilik yıllarımda yaşadığım bazı sıkıntıları da bugün aktarmak istiyorum. Daha doğrusu öğretmenlerden gördüğüm baskıyı anlatacağım bu önemli günde. Herkes öğretmenlerin yaşadığı sıkıntıları yazarken, ben bazı öğretmenlerin yaşattığı sıkıntıyı aktaracağım. Yani madalyonun diğer yüzünü.
İlkokula başladığım daha ilk günlerde okuldan soğudum. Buna neden olan öğretmenimdi. Şimdi hatırlamıyorum, ama çok küçük bir olay yüzünden beni tahtaya çıkarıp dakikalarca dövdü. O gün yaşadığım dehşetin üzerinden 30 yıldan fazla bir zaman geçmesine rağmen halen dün gibi hatırlıyorum. Hatırladıkça da tüylerim diken diken oluyor. Atılan tokatlardan dolayı yüzüm kıpkırmızı olmuştu. Beni dövdükçe açılan öğretmenim, daha sonra beni sobanın üzerine oturtarak dayağa burada devam etmişti. Ardından sobayı karıştırdığı demir çubukla elime vuruyordu. Daha fazla acı hissetmem için de demir çubuğu avucumun içine değil de elimin tersine vuruyordu. Ağlamam, sızlamam fayda etmiyordu. Eğitime başladığım ilk günlerde yaşadığım bu şiddet tablosu beni okuldan soğuttu. Sonrasında dayak yememek için sürekli okuldan kaçtım. Dolayısıyla derslerden geri kalıyordum. Bu şiddet tablosu ilkokulu bitirinceye kadar devam etti.
Ortaokula başladığımızda nispeten şiddet olayları azaldı. En azından artık kendimizi savunabiliyorduk. Ancak yine de dayak ve hakaretler devam ediyordu. Lisede de aynı olaylar devam edince buna kendimizce çözümler bulmaya çalıştık. Maalesef şiddete şiddetle karşılık vermeye başladık. Haliyle iyi bir eğitim dönemi geçiremedim. Ben Türkiye?de şiddet görmüş binlerce öğrenciden biriyim. Bu tür istenmeyen olaylar elbette geçmişe göre yok denecek kadar az. Ancak halen olduğu da unutulmamalı.
Özetle, öğretmenlik kutsal bir meslek. Ancak bunun hakkını vermeyen öğretmenler de olduğunu unutmamalıyız. Bu konuyu özellikle Öğretmenler Günü?nde kaleme aldım ki daha fazla dikkat çeksin. Daha fazla dikkat çekerse şiddetin son bulması konusunda belki bazı adımlar atılır. Haksız mıyım?