AK Parti Antalya Milletvekili Menderes Türel, “Hükümetle kavga kente zarar veriyor” açıklamasında bulunmuş.
Yaşamda her nerede olursa olsun, ama az ,ama çok, kavga insan oğluna hep zarar vermiştir ama yıllarca bunun farkına bile varılmaz.
Kaldı ki siyasette kavga, seçildiğin kente yapılabilecek en büyük zarar olduğu da bir gerçektir.
Sen seçildiğin kente veya ülkeye hizmet için değil de, sırf içine yer etmiş, ideolojini ön planda tutmak ve kendine göre hesaplaşman gerektiği kişileri altına konan koltuğu kullanarak fırsat buldukça kavgadan öteye gidemezsen, umutsuz vakasın demektir.
Özellikle siyasette ahde-vefa olayının olmadığı söylenir ya, kimileri bunun doğruluğunu savunup, vefasızlığı resmen körükler.
Ne demek siyasette vefa olayı yoktur demek?
Hem, “Vefa İstanbul’da bir semtin adı değildir” diyeceksin, hem de “Siyasette vefa beklenmez.”
Çok değil 1-2 ay öncesine kadar, Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Akaydın değil mi ki, 29 Mart 2009’daki yerel seçimler için kendisinin seçilebilmesi adına, gecesini gündüzüne katıp, hiçbir menfaat beklemeksizin, canla başla çalışanlarına sırt dönen?
Seçiliyorsun İl Başkanı ile kavgalı. Çok geçmiyor kendi partilin olan diğer ilçe belediye başkanlarıyla. Yetmiyor Genel Başkanı’nı dahi karşısına alıyor.
Bunun adı vefasızlık değil mi?
Yanı başındakilere vefasızlık yapıyorsun hiç olmazsa seçildiğin kent hizmet beklerken, kişisel ön görülerin uğruna merkezi hükümetle sürekli kavga halinde olarak, Antalya’ya gelebilecek hizmetlerin önüne geçme.
Geçilmemeli.
Hükümetle kavgayı marifet sayanlar, seçildiği kente resmen ihanet ediyorlar farkında dahi değiller.
Piki bu durum onların umurunda mı?
Ne diyor Menderes Türel;
“Bende Büyükşehir Belediye Başkanlığı yaptım. Eğer o dönemde farklı bir iktidar olsaydı, kapıdan kovsalar bacadan girerdim. Benim önceliğim ne Kılıçdaroğlu ne de başka bir muhalefet lideri olurdu. Önceliğim şehrimin menfaatleridir” diyor ve ekliyor.
“Bahane üretmek çok kolay.”
Doğru söze ne denir ki?
Yeter ki sen seçildiğin kente hizmet etmek iste. Bunu engelleyebilecek güç var mı?
İnsan oğlu eşekte dahi vefa arar. Peki eşek sahibinden vefa aramaz mı?
Bir gün, bir çiftçinin eşeği kuyuya düşer.
Adam ne yapacağını düşünürken, hayvan saatlerce anırır. En sonunda çiftçi, hayvanın yıllarca kendisine hizmet ettiğini ve emrinden dışarıya çıkmadığını ne var ki yaşlı olduğunu ve kuyunun da zaten kapanması gerektiğini düşünür ve eşeği çıkartmaya değmeyeceğine karar verir. Bütün komşularını yardıma çağırır. Her biri birer kürek alarak kuyuya toprak atmaya başlarlar. Eşek ne olduğunu fark edince, önce daha beter bağırmaya başlar. Sonra, herkesin şaşkınlığına, sesini keser. Birkaç kürek toprak daha attıktan sonra, çiftçi kuyuya bakar. Gözlerine inanamaz. Eşek, sırtına düşen her kürek toprakla müthiş bir şey yapmakta, toprağı aşağıya silkeleyerek yukarı çıkmasına basamak hazırlamaktadır. Bir süre sonra, komşular toprak atmaya devam edince, herkesin şaşkınlığı altında eşek, kuyunun kenarından dışarı bir adım atıp, önce yıllarca bıkıp, usanmadan hizmet ettiği sahibinin yüzüne bir bakış fırlatır, sonra da koşarak uzaklaşır!
Dedik ya.,
Yeter ki inanılsın. Eşek’in sonunu hazırlamak isteyenlere karşılık, azim olduğu sürece eşek bile bir şeyler yapabilir.
Hayatı pahasına da olsa.