Yıl 1985.
Hafta Sonu Gazetesi’nin fahri muhabirliğini yapıyordum.
Hafta Sonu, Türkiye’de magazin haberciliğinin nabzını elinde tutan gazete konumunda olmasından dolayı, öyle her haber sayfalara taşınamıyordu.
Yetenek ve marifet gerektiren uğraşlar ortaya koymak gerekiyordu ki, yaptığın haberi sütun-sayfalarda görebilesin.
Birkaç haberim ile gazetede kendime yer edindim. Aynı zamanda Antalya’nın 5 renkli fotoğraf laboratuarından birine sahip olmamdan dolayı da, fotoğraf konusunda her hangi bir sıkıntı çekmiyordum.
Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde Kadir İnanır, “Yılanların Öcü” filmiyle, “En iyi erkek oyuncu” ödülünü almıştı.
İstanbul’dan, “Sanatçıları karşılayacak gazeteciler arasında sen de olur musun. Güzel resimlerini bekliyoruz” talebi üzerine Havaalanına gittim.
Sanatçıları karşılamak üzere havalimanındayız ve apronda uçağın alana inmesini bekliyoruz.
Ve indi..
Uçaktan çıkanlar arasında Kadir İnanır’ı görünce yanında bitiverdim.
“Kadir bey müjdeme ne veriyorsunuz” diye atıldım.
Yüzüme bakıyordu.
“Müjde, müjde” dedim.
“Biliyorum. Müjde Ar da en iyi kadın oyuncu ödülünü aldı” demez mi?
Evet almıştı da, benim müjdem onun en iyi erkek oyuncu ödülünü almasıydı.
“Bir Kodak film (Fotoğraf filmi) verir misin benim müjdeme” dedim, “On tane veririm senin müjdene” dedi.
“En iyi erkek oyuncu ödülünü siz aldınız” dememle birlikte.,
“E Biliyoruz. Onun için buradayız” cevabı vermesiyle öyle bir mahcup olmuştum ki, ben ona 100 Kodak film versem mahcubiyetim geçmezdi.
Çömez bir gazeteci adayıyım.
Nerden bilebilirdim ki ödül töreni öncesi dereceye giren sanatçıların jüri tarafından önceden açıklandığını?
Akşamında Aspendos’ta Altın Portakal’ın galası yapıldı, ödüller dağıtıldı, bol bol fotoğraf çektim.
O hafta çıkan gazetedeki Altın Portakal Film Festivali’nin ödül dağıtım törenindeki resimlerden ikisinin altında, fotoğraf Vedat Gürhan imzasını görünce, her türlü mahcubiyetim yok olup gitti.
Gazetecilik hırsı başladı.
1986 yılında, Milliyet Gazetesi’nden, “Gel birlikte çalışalım” daveti almıştım. Tam gitmeye hazırlanırken, Sabah Gazetesi Antalya bürosunu açtı. Mehmet Yönden de büro şefi olacaktı. Yönden’in teklifi üzerine, kafam Sabah’a yattı ve orada mesleğe resmen başladık.
Bir daha Altın Portakal film festivallerinin hiç birisinde, Kadir İnanır hatasına benzer hatalar asla yapmadım.
Ve 2012 Antalya Altın Portakal Film Festivali.
Kim, “Benim yoğurdum ekşi” der ki?
Antalya Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevine gelen herkes, “En iyi festivali ben yaptım” der çıkar.
En iyinin kıstası mı olur?
Hatta Mustafa Akaydın gibi, gazoz parasına Film Festivali yaptığını söyleyenler düne kadar çıkmamıştır da, bu şeref Akaydın’a niyaz oluvermiştir.
Önceki günkü kortej geçişini Güllük Caddesi’nde epey bir izledim. İzledim izlemesine de, belki kimse inanmayacak ama, geçiş sırasında sanatçıları alkışlayanlardan çok, trafiği kilitleyenlere sinkaf yağıyordu.
Antalya kentiyle özdeşleşmiş bir festival yılda bir kez yapılıyor. Dolayısıyla bu kentte yaşayanlar, kortej geçişinden dolayı birkaç dakika trafik sıkışıklığı yaşadılar diye kimsenin sinkaf etmeye hakkı olamaz.
Festivalin açılış gününü yağmur vurdu.
Kortej geçişinde de halkın ilgisi beklenenden fazlaydı. Bunu kim neye bağlar bilemiyorum da, bu portakal beni 1985 yılına götürdü.
Meğer yıllar ne de çabuk gelip geçivermiş.