2023 yılından bugüne Antalya’da adanmış bir vizyonla köklü izler bırakan; Boat Show konuşmasından Kabotaj Bayramı’ndaki tarih bilincine, Kaleiçi Yat Limanı rehabilitasyonundaki hassasiyetinden İskele Camii’ndeki halk buluşmalarına kadar şehrin her anına dokunan Vali Hulusi Şahin’in üç yıllık gurur, özveri ve memleket sevdasıyla harmanlanan Antalya mesaisi ile kentin yıllardır özlemini çektiği "Deniz Müzesi" hayaline uzanan, tarihe not düşülecek bir portre analizi…

Mavi Vatan’dan COP 31’e Antalya’da Üç Yıl: Saçlardaki Aklar ve Bir Şehrin Hafızası

Bir şehrin hafızası sadece sokaklarında, derin maviliklerinde ya da tarihi taşlarında saklı değildir; o şehre ömrünü, emeğini ve uykusuz gecelerini veren liderlerin yüz çizgilerinde de gizlidir. Antalya Valisi Sayın Hulusi Şahin’in 2023 yılında göreve başladığı ilk günkü fotoğrafları ile bugün, yani 2026 yılının pencerelerinden yansıyan çehresini yan yana getirdiğimde, gözlerimin önünden adeta bir film şeridi akıp geçti. Dile kolay gelen o üç koca yıl; yaşayanlar ve o sorumluluğu omuzlarında taşıyanlar için her günü bir asır gibi geçen, tarihe not düşülecek yoğun bir Antalya mesaisiydi.

Sayın Valimizle ilgili zihnimdeki ilk ve en çarpıcı kırılma anı, Boat Show Antalya’nın açılışındaki o muazzam sahneydi. Kürsüye çıkıp elinde hiçbir metin olmadan, tamamen spontane bir şekilde yaptığı o konuşma hala kulaklarımda yankılanıyor. Denizciliğin o derin maviliklerinden ve deniz kültürünün medeniyet tarihindeki yerinden bahsederken haziruna hitap eden engin bilgisi, rafine söylemleri ve güçlü hitabeti hepimizi büyülemişti. Bu entelektüel birikimin ve sarsılmaz tarih bilincinin bir diğer asil yansımasına ise 1 Temmuz 2024’te, Kaleiçi’ndeki Denizcilik ve Kabotaj Bayramı kutlamalarında şahit olduk. Mavi Vatan’ın bağımsızlık nişanesi olan o anlamlı günde; Lozan Antlaşması’nı ve merhum İsmet İnönü’nün diplomasi masasındaki o büyük, amansız mücadelesini öylesine akıcı, berrak ve tarihi gerçeklerle harmanlayarak anlattı ki hayran kalmamak elde değildi. Karşımızda sadece bürokratik bir yönetici değil, tarihine ve denizine tutkuyla bağlı bir devlet adamı vardı.

Zaten göreve geldiğinde kendisiyle ilk karşılaştığımızda, Kaleiçi Yat Limanı Mendireği’nin rehabilitasyonu için gösterdiği o duyarlı, yapıcı ve vizyoner yaklaşım da bu deniz sevdası ve kent bilincinin en somut parçasıydı. Bu samimi kent vizyonunun en unutulmaz manevi nişanesi ise Kaleiçi Yat Limanı’nın kalbinde yer alan tarihi İskele Camii’nde hafızalarımıza kazındı. Teknecilerimizin, denizcilerimizin, yatçılarımızın ve halkımızın bilhassa cuma günleri buluştuğu o mübarek çatının altında, Sayın Valimizle omuz omuza verip aynı safa durarak cuma namazı kıldık. Devletin en üst makamı ile sokağın ve denizin emekçileri aynı secdede birleşmişti. Namaz çıkışında ise protokol duvarlarını yıkan, samimi bir devlet adamlığı şiarına şahit olduk. Sayın Valimiz; yatçı ve tekneci dostlarımızla bir araya gelerek, birinci ağızdan, doğrudan limanın sorunlarını dinledi; yerinde fikir alışverişinde bulundu. O gün İskele Camii’nin gölgesinde yankılanan o dertleşme, devlet ile milletin kucaklaşmasının en berrak resmi olarak hafızalarımızdaki yerini aldı.

İşte bu derin vizyon ve halkla iç içe olma düsturu, zamanla Antalya’nın genel yönetim felsefesine dönüştü. Manavgat yangınlarının o yürek yakan, çetin günlerinde sahada devleşen irade; Kaleiçi Yat Limanı'nda yaşanan o talihsiz tekne batması hadisesinde hızıyla ve şefkatiyle yine anında oradaydı. Falezlerin o kendine has, hassas coğrafi yapısını korumak ve geleceğe miras bırakmak için yürütülen titiz çalışmalarda hep onun doğaya duyduğu saygının izleri vardı. Sayın Valimizin yönetim anlayışı, bu şehri sadece idare etmek değil, onun geleceğini ve doğasını korumak üzerine kuruldu. "Deniz hep temiz, Akdeniz hep mavi kalsın" diyerek başlattığı "Antalya Mavi Akdeniz İnisiyatifi", plajlarda sigara içilmez alanlar oluşturulması gibi insan odaklı, rafine bir çevre duyarlılığıyla taçlandı. Bugün Antalya, dünyanın en prestijli çevre organizasyonlarından biri olan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği COP31 Zirvesi’ne büyük bir inançla hazırlanıyorsa; bu küresel başarının arkasında Sayın Valimizin ve ekibinin aylardır büyük bir özveriyle yürüttüğü uluslararası düzeydeki hazırlıklar ve sarsılmaz koordinasyon gücü yatmaktadır.

Tam da bu noktada, Antalya'nın mavi vizyonunu taçlandıracak, kente gerçek anlamda küresel bir denizcilik kimliği kazandıracak senelerdir kurduğumuz o büyük hayali de tarihe not düşerek Sayın Valimizin yüksek takdirlerine sunmak istiyorum: Antalya "Deniz Müzesi"... İstanbul başta olmak üzere Çanakkale, İzmir, Gölcük, İskenderun ve Mersin gibi köklü liman şehirlerimizde bulunan bu kültür hazinesinin, Türk denizciliğinin amiral gemisi olan Antalya’mızda eksik olması hep içimizde bir ukdedir. Biliyoruz ki müzeler, sadece nesnelerin sergilendiği soğuk binalar değildir; düş gücünü uyarmak, yaratıcılığı kışkırtmak, hem zihinsel hem de bedensel açıdan insan ufkunu açmak için tasarlanmış mükemmel mekanlardır. Antalya’da bir Deniz Müzesi için çalışmalara bir an önce başlanılması, hem kente muazzam bir kültürel kimlik kazandıracak hem de turizm gelirlerimizi rafine bir seviyeye taşıyacaktır. Şehrimizin hafızasına kazınacak bu büyük projenin, ancak ve ancak Sayın Valimizin vizyoner önderliğinde, güçlü koordinasyonunda ve asil mihmandarlığında hayata geçebileceğine canı gönülden inanıyor ve bu kanaati taşıyorum.

İşte tüm bu küresel hedefler ve büyük vizyonlar ışığında, iki fotoğraf arasındaki o fark beni derinden etkiledi. 2023’ten 2026’ya geçen zaman, Sayın Valimizin saçlarına memleket sevdasıyla düşen şerefli aklarla mühürlenmiş durumda. İlk günden beri eksilmeyen o dinamizm ve şehre katılan benzersiz değer, bugün yüzündeki o asil yorgunluktan okunuyor. O beyaz saç telleri; Manavgat’ın küllerinden doğan ormanlarında, falezlerin hassas dengesinde, Kaleiçi’nin burçlarında, Boat Show kürsülerinde, İskele Camii'nin avlusunda, kurulmasını düşlediğimiz Deniz Müzesi'nin temel harcında ve Akdeniz’in her bir dalgasında harcanan uykusuz gecelerin, akıtılan alın terinin gurur dolu nişaneleridir.

Tarihe bir not düşmek gerekirse; Antalya, bu üç yılda sadece bir turizm başkenti olarak yönetilmedi; tarihine, kültürüne, doğasına ve insanına adanmış bir yüreğin sadakatiyle ilmek ilmek işlendi. Şehrimize kattığınız tüm güzellikler, gösterdiğiniz üstün özveri ve bizlere aşıladığınız çalışma azmi için bu şehrin bir ferdi olarak şükranlarımı sunuyorum. Saçlarınızdaki her ak tel, Antalya’nın hak edilmiş başarı hikayesinin birer cümlesidir Sayın Valim.

Pupa yelken çıktığınız bu hizmet yolculuğunda, Akdeniz’in o meşhur Meltem rüzgarı daima arkanızda olsun; Allah selamet versin...