Vicdan rahatlığı çok önemli de, o vicdan saunada, onay hamamında rahatlatılmaz.
“Hizmet için göreve talibim” masallarını sıkça anlatanlar, iş başa düştü mü, “Bana ne” zihniyetinden öteye gidemiyor.
İdris Özyol iki gündür pet-shop olayının üzerine gidiyor. Belli ki sözünü ettiği yerden geçerken, burnunun direği fena halde sızlamış!.
Allah beterinden sakınsın.
Öyle an geliyor ki, herkes bir anda hayvan sever olup çıkıveriyor. En baba hayvan sever geçinenin dahi hakikaten bunu yürekten mi yapıyor diye düşünmeden edemeyenlerdenim.
Ben hayvanları yürekten seven bir insan tanıdım; “Gün aşırı beraberler onun için yağ çekiyor” yorumu getirecek olan olsa da, o kişinin Hüsnü Şahin olduğunu üzerine vura vura söylemekten asla gocunmayacağım.
Çünkü hayvanlara onun gibi sevecen ve fedakarca yaklaşanına hakikaten hiç tanıklık etmedim de ondan.
Hayvanlar örneklemesini özellikle veriyorum zira, kimisi bir köpek beslemesini abarta abarta anlatır, marifetmiş gibi kendisini yere-göğe sındıramaz. Hüsnü Şahin 3 köpek, 7-8 kedi, ben diyeyim 20 siz deyin 30 ördek, 15-20 dolayında tavuk,horoz,civciv. Tavuskuşu. Kaz, bıldırcın, keklik. Daha aklıma gelmiyor ama hepsini özenle besliyor.
Kurban Bayramı’nın 2’nci günü Kundu’daydım. Balıkçı Yörük Mehmet’in mekanına girerken, henüz 15 yada 20 günlük olan siyah bir çomar kapıda karşıladı. Elin Sude ile Dilan anında kucaklarına alıp, minik köpeği sevmeye başladı. Çok geçmeden aynı cins-ki kardeş oldukları anında anlaşılıyor, ikincisi karşımızdaydı. Derken üçüncüsü.
Mekan sahibi Yörük Mehmet şaşkın bakışlarla bizim masaya bir şeyler getiriyor, “Bunlar nereden gelmiş ki” diye bize soruyordu.
Başıma geleceği biliyorum.
“Baba ne olur bunlardan birisini eve götürelim” talebi hiç de gecikmedi. Üstelik ters bakış fırlatmamı bildikleri halde.
O an aklıma Hüsnü Şahin geldi. Hayvanat bahçesinden Çarli’yi alıp, onu aylardır kendi elleriyle besleyip, yanına bir de tenten ismini verdiği kurt kırmasını da koyup, onları arkadaş yaptırdığına bizzat tanık olmuştum. Tenten’i Tosun’a iteledi, Tenten 24 saat dahi kalmadan Kalekapısı’ndan, Hüsnü Şahin’i kendi ayaklarıyla tekrar buldu.
İnsanlar Çarli’yi hayattan bezdirmiş. Hüsnü Şahin onu tıraş ettirdiğinde herkes Çarli’nin vücudundaki derin yara izlerini görünce, “Bunu yapanların Allah belalarını versin” demekten kendilerini alamadı. Gördüğü işkencelerden dolayı insanlara pek yaklaşmayan Çarli, Hüsnü Şahin uyurken dibinde bekliyor.
“Ağabey. Burada üç tane küçük köpek var. Bir tanesini oraya getireyim mi” diye telefonda kendisine sordum. Hiç düşünmeden, “Erkek olanını getir” cevabı verdi. Bu sayede biz ev içerisinde köpek beslemekten kurtulduk. Elin Sude ile Dilan hanımların canları köpek sevmek isterlerse Yavuz Özcan Parkı’na gidecekler, sevgilerini gösterecekler.
Adını, “Efe” koydular.
Hüsnü Şahin Efe’ye paşa paşa bakamazsa bile, kendi elleriyle onu besleyip, sevgisini vereceğine ve verdirteceğine eminim ve eminiz. Nitekim önceki gün gittiğimizde kucağına almış, birlikte TV izliyor olarak gördük.
Lafı nereye getireceğim?
Hayvanları sevmeyen, insanları sevemez. İdris Özyol’un pet-shop isyanına katılmamak mümkün değil. İşi hayvan pazarlamacılığı olup, onları satarak geçimini sağlayanlar, ne yazık ki ekmek teknelerine hor davrandıkları bir gerçek.
Antalya Büyükşehir Belediyesi’nden tutun da, İlçe belediyeler de şehir merkezindeki yığılmaları önleyebilmek için, önce tamirhaneleri, sonra oto galericilerini, çok yakın bir geçmişte de, demircileri ve oto yıkamacılarını şehir dışına taşıdı. Ve bu işlerle uğraşanlara şehir içerisinde iş yeri açma ruhsatı verilmiyor.
Pet-shop marketleri için de bir site kurulabilinir. Hayvanlara hayvanca yaşayabilecekleri imkan sağlanıp, onları görmeye gelecek olanlar, ayakkabı kutularının büyüklüğündeki kümeslerden izlemek zorunda kalmazlar.