Gonyalı sakallı Haşmet, Rizeli Papaz Ali, Almanyalı Helmut Antalyalı!..
Ama Şarampol?lü Gözlük Mehmet değil!..
Yenikapılı roman Fehmi de!.
Sabahları iş yerine bazen yürüyerek gelirim. Özellikle de Cuma günleri. Çünkü Cuma pazarının içerisinden geçer, satışa sunulmak üzere tezgahlara konan yeşilliklere bakar, paçacı Musti?ye uğrarım.
Musti?nin çorbacı dükkanı Cuma pazarının içerisindedir.
Dün bu geleneği bozdum.
Canım Musti?nin çorbasını çekti. Günlerden Çarşamba olmasına karşın, oturdum masaya. ?Bana bir paça? dememe bile gerek yok, Musti nasıl bir çorba içeceğimi iyi bilir.
Çorbamızı kaşıklıyoruz. Yarısına ya geldik, ya gelmedik, yaşları 20-22 civarında 2 genç kız, yan masada oturan gençlere, ?Allah rızası için bir ekmek parası? diye sesleniyordu.
Eşi ile birlikte çorba satıp para kazanıyor Musti.
Sabahın 5?nde yatağından kalkıp, iş yerini açıyor. Saatlerce ayaktalar. Alınlarının teriyle geçinmeye çalışıyorlar.
Musti Şarampol çocuğu.
Yani Girit kökenli.
?Öz Antalyalı kim? diye sorulduğunda, cevap verecek kişi eğer ki, ?Şarampol? veya ?Yenikapı? demiyor ise, onun Antalyalılığından şüphe edilmeli. Zira Antalya?nın yerlileri Şarampol ve Yenikapılı?dır da ondan.
Gençlerden para isteyen iki kıza Musti?nin eşi çıkıştı.
?Ekmek parasına ihtiyacınız varsa, gelin çalışıpta kazanın. Bizim bulaşıkçıya ihtiyacımız var? dedi. Kızlar arkasına dahi bakmadan kaçarcasına oradan uzaklaştılar.
Peki ama bu teklifin nesi insanı kaçırtır ki?
Çalışmadan para kazanabilmek uğruna Antalya?ya gelip, çalışmak yerine dilenmeyi seçen gencecik kızlar da mı Antalyalı dersiniz?
Rizeli Papaz Ali nasıl Antalyalı?,
Gonyalı sakallı Haşmet ne denli Antalya çocuğuysa, işte o kızlar da o kadar Antalyalı.
İyi ama Antalyalı olup olmadığına kim karar verecek?
Bu sorunun cevabını Büyükşehir Belediye Başkanımız Mustafa Akaydın hocama sormak gerekir.
Diyelim ki sorduk.
Vereceği cevap ne olur?
Tabi ki, bilboardlarda boy boy afişler astırdığı gibi, ?Hepimiz Antalyalıyız? olacaktır hocamızın o cevabı.
Ama ?Hepimiz Antalyalıyız? demekle Antalyalı olunmuyor.
Ekonomi almış başını gidiyor. Gidiyor gitmesine de, bu işin sonu nereye varacak belirsiz.
Ama lüks lokantalar hala rezervasyon sistemiyle çalışıyor. Rezerve yaptırmayanlar, kapıdan içeriye alınmıyor.
Antalya cadde ve sokakları dilenci kaynıyor.
O dilencilerle uğraşma işi zabıtanın. Ama zabıtanın antray nöbetinden dolayı kendi işini yapmaya zamanı yok.
Seyyar satıcıların tekerlekli tezgahlarının sayısı hızla artıyor.
Gün geçmiyor ki, polis bültenlerinde kapkaç, gasp ve hırsızlık suçları yer almasın.
Antalya?da her şey halledildi (!), hizmet üstüne hizmet geliyor (!) Büyükşehir, dansa davet edip, ?Hepimiz Antalyalıyız? masallarıyla millet uyutuluyor.
Antalyalı olunsa ne olur, olunmasa ne olur.
Ben Antalyalı değilim.
Aslını inkar eden namerttir.