Kasasında para olan ile olmayan belediyeleri şöyle gözümüzün önünden bir geçirelim.
Kimin kasası boş, hangisinin dolu olduğunu nereden bileceğiz ki?
Ama son zamanlarda duyduk. Hem de boş olanları değil, hiç borcu olmayıp, nakitleri bulunanları.
Hükümet AKP. Gel gör ki Antalya’nın CHP’li Belediyeleri, Muratpaşa ve Konyaaltı’nın borcu olmadığı gibi, kasalarında da nakitleri varmış.
Bu devirde böylesine bir marifet!.
Tıpkı, “Veresiye satan, Peşin satan” uyarlaması gibi.
Demek ki Muratpaşa ve Konyaaltı Belediye Başkanları peşinci. Başta Büyükşehir olmak üzere diğerleri de veresiyeci ki, kimisi borçlardan kurtulabilmek için makam araçlarını satılığa çıkartıyorlar.
Bakkalların mahallelerin sultanı olduğu yıllarda peşin satanının paralarla oynaştığı, veresiye verenin iflas etmiş halini gösteren resim için yeni nesil, “Ben hiç görmedim” cevabı verebilir.
Orta yaşlılar anında hatırlar.
Peşin satan adamın elinde puro ile ve semirmiş bir şekilde, “Kapitalizmin uşağıyım ben acımam halkın durumuna” edasıyla tasvir edilip, veresiye satan adamın ise gayet zayıf ve vur kafasına al ekmeğini tadında tasvir edildiği resimdir.
Bu resmi, ne zaman bir bakkalda görsem alışveriş yapmadan çıkmama neden olmuştur. Her zaman acımışımdır veresiye satana, peşin satan adama da hep öfkeyle bakmışımdır. Hatta peşin satan adama karşı türlü komplolar kurmuşumdur kafamda. Ayrıca bu tasviri gördüğüm bir kaç kasap için de kıyma makinesini kendileri üzerinde deneme hakkında bir kaç komplo denemem yok değildir!.
Peşin satan adamın sevimsiz, kocaman, pis ve fazla açgözlü oluşu, veresiye verenin ise daha mazlum, babacan, üzgün ve bizden biri gibi oluşu su götürmez bir gerçek olan; veresiye veren olmayı peşin satan şerefsiz tefeci kılıklı düzenbaza tercih ettiren, sınıfsal ayrımcılık jargonu.
Günümüzde "veresiye alan" ve "peşin alan" şeklinde değişmiş kavramdır. Veresiye alan: kredi kartıyla alan olarak düşünürsek, kredi kartı çılgınlığı nedeniyle omuzlara binen borç yükünü, o eski resimde çok güzel görebiliriz.
Artık o adam satıcı değil tüketicidir maalesef.
Kapitalizmin hem avantajı hem de en büyük dezavantajıdır bu kredi kartı olayı. Çünkü insanları önceden borçlandırarak, bir şekilde bu çarkın içine mahkum eder. Mesela her şeyi peşin alan adamın borcu da olmaz, istediği an işini bırakabilir, özgürce hareket edebilir. Ama eşek yüküyle borcu, kredisi olan adam asla rahat hareket edemez, her ödemeleri nedeniyle iş değiştirme riskine bile giremez, makus kaderine razı olup, sevmediği bir ortamda bile kalmak zorunda olur.
Peşin satan amaçladığı ekonomik başarıya çok geçmeden ulaşırken, veresiye verenin beli bir türlü doğrulmaz. Peşin satanı başta beleşçi kısmı ve dar gelirliler olmak üzere halkın geniş kısmı sevmez ve arkasından türlü kötü propaganda yaparlarken, veresiye vereni nerdeyse herkes sever ve bu seven(!) kesime de her gün yeni kişiler eklenir.
Peşin satan bir sene dolmadan altına araba çekebilecek güce ulaşırken, veresiye veren bir sene dolmadan bankalardan kredi alacak seviyeye rahatlıkla gelir.
Peşin satanın dükkanı her daim mallarla doluyken, veresiye verenin dükkanında yeterli para akışı olmadığından dolayı yer yer boşluklar görülür.
Peşin satanın toptancıya ödeme günlerinde kafası rahatken, veresiye veren ödeme günü yaklaştıkça elinde alacaklarının listesi şehrinin en ücra yerlerine çeşitli seferler düzenler.
Kısacası peşin satanın dostu yok parası çok; veresiye verenin ise dostu çok parası yoktur.
Hay bana!.
Hangi konudan girdik, olayı nereye getirdik!..
Ne diyelim şimdi biz. Nasıl bağlayalım yazının sonunu. Demek ki Muratpaşa da Konyaaltı da zamanında enkaz devralmamışlar ki, şimdilerde sefalarını sürüyorlar.
Peki CHP’li Büyükşehir öyle mi?
İşin sırrı peşin-veresiye olayında mı, yoksa marifet başkanlarda mı?
“Meslek sırrı” deyip geçseler de, saygı göstermekten ileriye gidilemez.
Gidilemez de, halkın parasını hizmet adına harcamak şehre ihanet(!). Harcamayıp, göstermelik hizmet götürüp, kasada para tutmak marifet (!)..
O marifetlilere yakıştırmada bulunan marifetlinin de tespiti, “Bütçe yapma özürlülüğü.”