Antalya Döşemealtı’nda ceza infaz kurumları kampüsü yer almaktadır.
Oldukça geniş bir alana yayılan bu kampüste çeşitli tiplerde cezaevleri bulunuyor.
Oğlu Gökhan Böcek ile birlikte Büyükşehir Belediye Başkanımız “Muhittin Böcek’in” de halihazırda tutuklu olduğu bu yerleşkede açık, yarı açık, L Tipi, F tipi diye adlandırılan bu bölümlerin içinde bir de mahkumlarca “Kuyu Tipi” denilen bölüm var ki işte bu bölüm tam anlamıyla insanlık dışı bir uygulamaların yapıldığı bölümdür.
Geçen gün “Demokratlar” adlı whatsapp grubunda yeğenim Aslan Talay, konuyla ilgili bir yazı paylaştı.
Bu yazıyı aynen sizlere sunuyorum.
***
“Gürkan Türkoğlu, Antalya Döşemealtı Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumunda tutuluyordu.
Kendisiyle birlikte Tahsin Sağaltıcı ve Hüseyin Özen de ağır tecrit koşullarını protesto ediyor, “kuyu tipi” denilen cezaevinden başka bir cezaevine sevk edilmelerini istiyordu. Sağlık durumları ağırlaştığında hastaneye kaldırıldılar.
Türkoğlu ise aylar süren açlık grevinin ve ağırlaşan sağlık sorunlarının ardından yaşamını yitirdi.”
Peki bu “kuyu tipi cezaevi” nedir ya?
Adalet Bakanlığının resmi sınıflandırmasında böyle bir isim yok.
Fakat insan hakları kuruluşları, mahpuslar ve avukatlar; Y tipi, S tipi ve bazı yüksek güvenlikli cezaevlerini bu şekilde tanımlıyor.
“Dar hücreler, yetersiz gün ışığı, sınırlı havalandırma, spor ve sohbet hakkının kısıtlanması, diğer insanlarla temasın neredeyse tamamen kesilmesi…”
Bir insanı ışığa, havaya ve insan sesine hasret bırakmak ne demektir?
İnsanı yalnız, sahipsiz ve sağlıksız bir ortamın içine kapatarak mı iyileştireceksiniz?
Bu bir infaz sistemi mi, yoksa insanı yavaş yavaş hayattan koparma yöntemi mi?
Devletin ilk görevi, gözetimi altındaki insanın canını ve sağlığını korumaktır.
Mahpusun ailesinin ekonomik gücü yetersizse görüşe, ulaşıma ve temel ihtiyaçlara erişebilmesi için ailesine de destek verilmelidir.
Çünkü cezayı yalnızca içerideki insan değil, kilometrelerce yol gitmek zorunda kalan annesi, babası, eşi ve çocuğu da çekiyor.
Türkiye yalnızca devletten ibaret değildir.
Bu ülke halktır, yurttaştır, bireydir.
Devletin çıkarını düşünürken insanın çıkarını, sağlığını, onurunu ve yaşam hakkını da düşünmek zorundayız.
Devleti yaşatan da insandır, “insanı yaşat ki devlet yaşasın” der atalarımız…
Adalet Bakanına sesleniyorum: Nedir bu uygulama?
Bu insanların sağlık durumlarını, ailelerini, taleplerini görmüyor musunuz?
Bir insan ölüm sınırına gelene kadar neden bekleniyor?
Vicdanınız hiç mi sızlamıyor?
Bir insan cezaevine girdiğinde insanlığını kaybetmez.
Cezasını çeker ama işkence görmez.
Aksine eğitim, meslek edinme, tedavi ve topluma yeniden uyum imkânı sağlanır.
İnfazın amacı insanı çürütmek değil, onu yeniden topluma hazırlamaktır.
Karanlıkta, yalnızlıkta ve hastalık içinde hangi uyumdan söz ediyorsunuz?
Kuyu tipi cezaevleri kapatılmalı, ağır tecrit uygulamalarına son verilmeli ve mahpusların sağlık hakkı hiçbir ayrım yapılmadan korunmalıdır.
Gürkan Türkoğlu ve arkadaşları kimlerdir, nasıl bir suç işlemişlerdir ve cezaları nelerdir, bunları bilmiyorum ve şahısları da tanımıyorum ama hayatı devlete emanetken çektiği acılardan dolayı ölmesinin sorumluluğu iktidarın da muhalefetin de toplum olarak susan hepimizin boynundadır.
Çünkü insan yaşamı kutsaldır…