2 yıl önce tam bugünlerde ne deniyordu?
“Antalya’ya Cumhuriyet Tarihi’nin en büyük yatırımları son 5 yılda yapılmıştır.”
29 Mart 2009’un hemen ardından ise, “Gitti Antalya’nın 20 yılı.”
Kısa bir süre içerisinde Antalya açısından bir şeyler bu denli mi çabuk değişir?
“Başbakanı hava limanında karşılamam.”
“Bize siyasi baskı uygulanıyor.”
“Hükümet yatırımlarımızı engelliyor.”
“Açılım politikası fiyasko.”
“Stat işi Ankara için fındık-fıstık parası.”
“Kültür ve Turizm Bakanı’nın festivale katılmamasında ben kasıt arıyorum.”
Mart 2009’dan sonra bunlara benzer türden daha bir sürü gereksiz beyanatlar, göreve geldi geleli Antalya’da seçimi kazanmanın verdiği rehavet ile saldır babam saldır.
Sen bunları yapacaksın da, birileri senin önünü mü açacak?
Seçildiğin günden itibaren, “Parti rozetimi çıkartıp, belediyeye öyle girdim” sözünün ardında dağ gibi dursan.,
Saman altından su yürütüp, o sözün ardında yine de duruyormuş gibi yapsan kim ne kaybedecek?
Kazanan neresi olacak?
Şahsi egoları tatmin edebilmek adına yapılan tüm gereksiz çenelerin acısını, Antalya çekmeye başlamıştır.
Vazifesi olmadığı halde gerçek işini gücünü bir kenara bırakıp, üstlenilen görevle yakından uzaktan alakası olmayan işlere kalkışanların faturasını, ne yazık ki Antalyalı ödemeye başlamıştır.
Nasıl mı?
Çok fazla geriye gitmeye gerek bile yok.
Sarısu’nun benim uğrak yerim olduğunu bilmeyen kalmadı.
Hatta orasının şahsım için doktor tavsiyesi olduğunu bile dile getirmiştim. Bundan dolayıdır ki, boğaçayı köprüsünden başlayarak, büyük limana kadar olan yol kenarındaki hemen hemen tüm esnaf-ki özellikle büfecilerin tamamı şahsımı tanır.
Sarısu’daki boş kutu-şişe toplayanları söylememe gerek bile yok, zaten onlarla ahbap- çavuş gibi olduk.
Tarih 21 Ocak 2011. Saatler 15.40’ı gösteriyor. Arabamla Sarısu’nun içerisine doğru gireceğim. Bir de ne göreyim kapının önünde koca bir kamyon. Su tankeri.
“Arıza mı yapmış ne” diye düşünmeye başladığım anda, etrafındaki birkaç kişinin kendi aralarında konuştuklarını gördüm. Birkaç saniye sonra beton kamyonu geldi, kapıdan içeriye alınmıyor.
Sonradan anladım ki, Çevre ve Orman Müdürlüğü, Sarısu içerisinde düzenleme çalışmaları yapan Antepe A.Ş’nin iş makinaları ve personelini içeriye aldırmıyormuş. Beton dökmek için oraya gelen beton dökme aracına da giriş izni vermemek adına, kapıyı vidanjörle kapatmayı çare olarak görmüş.
Nerede yaşıyoruz.
Sarısu’da belli bir düzenleme çalışmaları yapılmamalı mı?
İlk bakışta dağ kanunu uygulaması gibi görünün bu çirkinlikler neden?
Şahsi, kişisel, siyasi ve intikam duygularıyla hareket ederek, Antalya’yı kimse kurban etmeye kalkmasın.
Sarısu Antalyalı için elde kalmış son kaledir, o kalenin sahibi de Antalyalıdır.
Siyasi çekişmenizi nerede yaparsanız yapın ancak, Sarısu gibi halkın uğrak yerinde yaparak, millet sizin acizliklerinize şahitlik yapmasın.