Hemen hemen uyuklar vaziyetteydim ki telefonun zili çaldı.

Baktım, hemen her konuda zaman zaman beni arayan bir tanıdıktı arayan…

Açsam mı, açmasam mı diye tereddüt geçirdikten ve acaba bu kez ne soracak diye merakımdan dolayı açtım…

  • Alo, selam kardeşim. Hayırdır bu gece vakti…

  • Hocam (nedense bana hep Hocam diye hitap eder) kusura bakma geç vakit aradığım için ama bir şeyler kafamda tam oturmadığı için sana sorayım dedim…

  • Buyur, dinliyorum…

  • Ya Hocam, demokrasinin beşiği diye tanıtılan ve bizlere hep böyle anlatılan Amerika’da nasıl oluyor da Trump gibi bir eşkıyayı Başkan seçiyorlar? Adam korsan, adam kaçırıyor, devletleri tehdit ediyor, Gazze’de yaşanan saldırıları destekliyor. Bunu nasıl yorumluyorsunuz Hocam?

Hadi buyur buradan yak…

Ya uykulu halimi kaybettiğime mi yanayım,

Gecenin bu vaktinde dünya siyasetinin analizinin hem de telefonda yapılamayacağına mı yanayım,

Adam EYT’den emekli, neden emekliye üç kuruşluk zammın reva görüldüğünü sormak yerine kalkmış benden dünya siyasetinin analizini istiyor…

Siz olsanız o saatte ne yapardınız?

Evet, ben de aynısını yaptım ve cevap verdim.

  • Bak kardeşim, bizim ülkemizde halkımız hangi gerekçelerle 25 yıldır Erdoğan ve AK Partiyi iktidara getiriyorsa aynı gerekçelerle Amerika halkı da Trump’u iktidara getiriyor.

Bunda garipsenecek bir şey yok, demokrasi dediğin böyle bir şey..

Yani her halk hak ettiği siyasetlerce yönetilirler…

Bu sözlerim üzerine adam da kısa bir suskunluk hasıl oldu.

Belli ki beklediği cevap bu değildi…

Tam iyi geceler dileyecektim ki daha iki nefeslik suskunluk bitmeden adam yeniden başladı sormaya…

  • Tamam Hocam anladım. Ama şu Suriye’de olan bitene bakılırsa oradaki Kürtler daha çok canımızı sıkacağa benziyor. Ne dersiniz Hocam?

Telefonun sesi açık olduğundan eşim de bu diyaloğu dinliyordu ancak son sorudan sonra başını kaldırıp bana öyle bir bakışı vardı ki o an anladım ki gözlerim irileşmiş, boyun damarlarım kabarmış, yüzümün rengi portakala dönmüş…

Ya Allah aşkına siz olsanız nevriniz dönmez mi?

Gecenin bir vakti, bir tanıdık arıyor ve sizden hem dünya hem de Ortadoğu analizini istiyor…

La havle…

Üç kez derin nefes alıp verdim sakinleşmek için ama yetmedi…

Devam ettim derin nefes alıp vermeye ve tabii bu solunum sesleri telefonun diğer ucuna gitmiş olacak ki adam bu kez endişeli bir sesle,

  • Hayırdır Hocam, rahatsız mısınız?

  • Yok, yok iyiyim… bak ne diyeceğim. Suriye’deki Kürtlerin ne yapacaklarından bize ne? Nasıl istiyorlarsa öyle yaşasınlar. Orada bir sorun varsa Suriye devleti ile oturup anlaşırlar. Anlaşamıyorlarsa barışçı yollardan anlaşmanın bir yolunu bulurlar. Bunlar bizi ilgilendirmez. Komşu ülke olarak eğer yardımımız dokunursa barışçı ve diplomatik yollardan destek verebiliriz. O kadar… bunlar bizi rahatsız etmemeli… neyse hadi iyi geceler…

Verdiğim cevabı yeterli bulmamış olacak ki “sende bir halt bilmiyorsun” dercesine,

  • İyi geceler Hocam…

Hemen telefonumu kapattım…

Siz, siz olun gece vakti olur olmaz şeyler için arayan olursa sakın telefonunuzu açmayın…

Eğer açmak zorunda kalırsanız da sesini açıp eşinizin de dinlemesine fırsat vermeyin…

Niye mi? Daha ben telefonumu kapatır kapatmaz eşim bana döndü ve

  • Ne o öyle azarlar gibi konuştun…

Ben, “yahu bu saatte dünya analizi mi yapılır” dememe fırsat vermeden kalktı yatmaya gitti.

Kaldım mı koca salonda tek başıma…

Uyku mu? Yok canım uyku falan kalmadı, gözlerim faltaşı gibi…

Gecenin saat 3’ü, müezzin birazdan sabah ezanını okuyacak ve ben yazımı yazıyorum…