Sanırım sizlerin de benzer olaylar başınıza gelmiştir.

Pazartesi günü dostum Yusuf Meriç’i ofisinde ziyaret ettikten sonra aracımla yola çıktım.

Antalya Araştırma Hastanesi ile Meltem Caddesi kavşağında kırmızı yanınca durdum.

İlk aracım ve arkamda bir anda onlarca araç durdu.

Yeşil yanınca debriyaja bastım ve vitesi ileri ittim…

I-ıhh vites geçmedi. Bir daha zorladım, olmadı…

Diğer vites boşluklarını denedim, mümkün değil hiçbir boşluğuna girmedi vites kolu…

Arkada biriken araçların korna sesleri, havanın 45 dereceye varan sıcaklığının bunaltısı ile alnımdan, sırtımdan boşalan terler arasında ben habire vitesi geçirmeye çalışıyorum ama lanet vites kolu bir türlü geçmedi, katır gibi direndi…

Bu arada yeniden kırmızıya döndü trafik ışığı ve ben hala adeta kavga ediyorum vites koluyla…

Tam o anda 35 yaşlarında genç irisi biri yan camı tıklatınca açtım…

“Abi anlaşılan vites kolu çalışmıyor. Motoru durdur, vitesi bire geçir, yeşil yanınca yeniden çalıştır ve ilerideki kaldırım kenarına park et…”

Adamın dediğini yaptım ve ışığın yeşile dönmesiyle birlikte motoru çalıştırmamla ileri fırladım ve hastanenin karşısına kaldırım kenarın park ettim.

Biraz önce aracımın yanına gelerek beni yönlendiren genç irisi aracıyla gelip önümde park etti ve yanıma geldi, bir süre benim vites koluyla yaptığım kavgayı izledikten sonra,

“Abi motoru durdur, bir de ben bakayım” dedi.

Motoru durdurdum, araçtan indim ve genç irisi direksiyona geçti, motoru çalıştırdı, yumuşak hareketlerle vitesi oynattı ve motoru durdurup indi araçtan…

“Abi debriyaj balatası sıyırmış. Hiç uğraşma, baskı balatanın değişmesi lazım.”

Kaldırımın gerisinde boş bir bank vardı, oraya doğru ilerleyip oturdum…

Şaşkınlık, kararsızlık ve kızgınlığın karmaşasındaki yüzüme bakan adam yanıma doğru gelerek;

“Abi istersen bir çekici çağırayım. Tanıdığın bir tamirci varsa oraya götürsünler.”

Ben tam olur diyecektim ki o devam etti.

“Abi ben de tamirciyim. Eğer istersen benim tamirhaneye çektirebilirim” deyince sanki sırtımdan çok ağır bir yük kalktı.

Terim soğumuş, yüz ifadelerim düzelmiş ve hafiflemiş ses tonumla;

“Adın ne usta?”

“Halit…”

“Tamam Halit Usta, çağır çekiciyi senin tamirhanene çeksinler.”

Halit Usta bankta yanıma oturdu ve cep telefonundan çekiciyi arayarak aracın bulunduğu konumu belirtti.

“Ya sen nasıl denk geldin öyle…”

“Valla Allah’ın işi işte. Ben de hastanede kayınpederi ziyaret etmiş, iş yerime geri dönüyordum ki siz denk geldiniz. Şimdi beraberce Eski Sanayi’deki tamirhaneme gideriz, görürsünüz”

“Nerelisin Usta?”

“Burdur’un köylük yerindenim…”

“Çok oldu mu Antalya’ya geleli?

Halit Usta dönüp yüzüme baktı sonra başını çevirdi, bakışlarını hastaneye dikti ve sustu.

Yüz ifadesinden yeni tanıdığı ve kim olduğunu bilmediği kişilerle bu türden konuşmaları yapmayı pek sevmediği belli oluyordu.

Ama yine de sorumun havada kalmasının saygısızlık olacağını düşünerek;

“Yaklaşık 25 sene oldu Antalya’ya geleli…”

Ben tam, bu arada köyüne gidip geliyorsundur herhalde, diye soracaktım ki çekici geldi, aracımı yükleyerek sanayiye doğru yola koyulduk.

Halit Usta’nın tamirhanesine gelince çok sayıda elemanın çalıştığını ve çok sayıda tamir bekleyen araç olduğunu görünce, Ustanın işinin ehli olduğunu anladım…

(Yazımın devamı Cuma günkü köşemde olacak. Oldukça ilginç bir insan hikayesini okuyacağınızı söyleyebilirim…)