Avrupa Birliği müzakerelerinin başladığı, uyum yasalarının birbiri ardına çıkarıldığı günlerden beri söylediğim/savunduğum tek bir şey var;
Ülkemde bu anlamda yapılacak her reformu, atılacak her adımı destekliyorum ancak bunların hiçbirisini Avrupa istedi diye değil, insanca yaşamın gereği olduğu için istiyorum…
Biraz açalım.
Bu ülkede ifade özgürlüğünü, bağımsız yargıyı, gelir adaletini, çalışanların haklarını, sosyal yaşam kalitesinin artırılmasını vs. elbette ben de her aklı selim vatandaş gibi yürekten arzu ediyorum. Ancak bunlar Avrupa denilen çok başlı canavar dayattığı için yapılmasın. Birey olarak, bu toplumun bir ferdi, bu ülkenin bir vatandaşı olarak hak ettiğimiz yapılsın…
Haliyle Avrupa Birliği’ne üye olma meselesi benim için öyle çok da ‘hayati’ önem arzetmiyor. Çünkü AB’yi oluşturan ülkelerin hiçbirinin bu kriterleri Türkiye’nin iyiliği için ya da kendi ifadeleriyle ‘Türkiye’de demokrasinin güçlenmesi için’ istediklerine inanmıyorum.
Dolayısıyla AB’ye üyeliği bir takıntı haline getiren, AB’den olumsuz bir tavır geldiğinde karalar bağlayan, ‘öldük, bittik, mahvolduk’ moduna girenleri de doğrusu şaşkınlıkla izliyorum. Yaklaşık 60 yıldır verilen bu mücadelede gelinen nokta hala ‘müzakereler’ ise artık farklı bir yol izlenmesi gerektiği aşikar.
Sonuçta ne olacak AB’ye girince?
Boyumuz mu uzayacak, gelir dağılımında adalet mi sağlanacak?
İşsizlik azalacak, cebimize daha fazla para mı girecek?
Sosyal ve siyasal sorunlarımız bıçakla kesilmiş misali ortadan mı kalkacak? Sahi ne olacak, daha mı medeni olacağız AB’ye girince..
Yani çok mu gerekli bu emperyalist ülkelerin kendi aralarında kurduğu sömürge birliğine girmek?
Gerçekten anlamıyorum.
Niye kendimizi bu kadar küçük, bu kadar yetersiz gördüğümüzü de anlamıyorum. Oysa Türkiye gerek bulunduğu coğrafya, gerek dünya konjonktüründe önemli ve vazgeçilemez bir aktör. Ve bana göre tek seçeneği de AB değil.
Önceki gün Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Türkiye’yi ‘sabıkalı demokrasiler’ listesine eklemiş, yani 2004’te çıkarıldığımız ‘siyasi denetim’e yeniden dahil etmiş diye vaveyla koptu kimi kesimlerde. Kimi gazeteler ‘Geçmiş olsun’ başlıkları atmaya başladı…
Yahu bırakın bu işleri. Avrupa kim ki bizi denetleyecek. Onlar dönsün kendi garabetlerine baksın. Bu kadar kişiliksiz olmanın alemi yok. Türkiye Cumhuriyeti Devleti tek başına bir güçtür. Kendi kendine yetebilen ender ülkelerden biridir. Tüm şartları kendileri belirleyen bir sömürge birliğinin içinde yer alsak ne olur, almasak ne olur. Kaldı ki bu işten kaybeden sadece Türkiye olmaz. Çünkü Türkiye sahip olduğu kaynaklarıyla, gücüyle son derece önemli bir müttefik ve pazardır.
Üstelik AB, Türkiye’nin tek alternatifi de değildir.
Yani kısaca demem o ki, kimse ağlayıp feveran etmesin. Siyasi denetim filan sadece aba altından gösterilen sopa.
O sopa gün gelir gösterenin kafasında paralanır ve bu ülke yoluna devam eder.
Hiç kuşkunuz olmasın…