Hem, “İşçi, emekçi hakları namus borcumdur” diyeceksin.,
Hem de üç aydır maaşlarını alamadıkları için, “Açız” isyanını yapan işçilerin üzerine, yine 3 aydır maaşlarını ödemediğin bir başka işçileri, özel güvenlik elemanlarını salacaksın.
İşçi-emekçi üzerinden prim toplamaya çalışacaksın.
Akıttıkları terin karşılığını alamadıklarından dolayı kapına dayanan o garibanları karga tulumba yapıp, yerlerde sürükleyerek belediyenin önünden uzaklaştıracaksın..
Yazıklar olsun senin sosyal belediyecilik anlayışına.
Hakkını arayanın hakkını vermek yerine, gariban işçilere şiddet uygulattıracaksın öyle mi?
Sen yada senin ideolojik ikizlerin değil miydi ki, bu yöntem faşist zihniyet yöntemidir diyen?
Ne farkın kaldı?
Alın hocanızı başınıza çalın..
Göreve geldiği ilk aylardan itibaren aç aç Antalya Cadde ve sokaklarını süpürtüp, aylarca maaşlarını ödemediği temizlik işçileri..
Park ve bahçelerin yemyeşil kalması adına, sabahın köründe yollara düşüp, itin-kopuğun barınağı haline gelmiş o parklarda canı pahasına çiçek bakımları yapan beden işçileri..
Gece uykusuz, gündüz kavurucu sıcaklarda vatandaşın güvenliğini sağlayan ancak, ayarca maaşlarını alamadıklarından dolayı, evine bir somun ekmek götüremeyen özel güvenlik görevlilerinden tutun da.,
Aralarında yetim besleyenlerinde olduğu emekçiler bu kara günü asla unutmayacak.
Bu mudur?
Sizin Sosyal Belediyecilik anlayışınız?
Buymuş..
O anlayışınızı yesinler..
“Yaparsa hoca yapar” dediler.
Yaptı işte hocanız.
Önce Antalya kentinin içine etti.
Şu sıralar da beden gücü sarf edip , evine ekmek götürme hayali kuran gariban işçilerin yüreklerine yaptı yapacağını.
Göreve geldiği gün partilisi Muratpaşa Belediye Başkanı ile.,
Hemen ardından yine partilisi Konyaaltı Belediye Başkanı’yla.
Çok geçmedi CHP İl Yönetimi.,
Yetmedi.,
Kendisini Antalya Büyükşehir belediye Başkan adayı yapan eski Genel Başkanıyla kavga etti.
Parti toplantılarında kendi partilisi Milletvekilleriyle dalaştı.
Düzenlediği basın toplantılarında gazetecilere bile kavgalı tavır takınmaktan geri durmadı.
Belli ki ruhunda var.
Son icraatı da Yat Limanı’nda kızgın güneş altında çalıştırtıp, aylarca maaşlarını alamadıkları için isyanın eşiğine gelen gariban işçilerin üzerine güvenlik işçilerini saldırttı.
Milyon kez yazıklar olsun.
“Onlar benim işçim değil. Taşeron firmanın elemanları” gibi ucuz bahanelere sığınma.
Bu millet dün senin hocalığına kandı, bugün ise gerçek yüzünü artık gördü.
Sen taşeron firmanın parasını ödedin de, o taşeron firma işçilerine alacaklarını mı ödemedi?
Öyle bile olsa ortada bir suçlu varsa eğer, o da sensin.
Ne yazık ki hangi iş ortaya atılsa altından İrfan Cengiz ismi çıkıyor.
Örnek mi?
Mini City..
İkinci örnek mi?
Sarı su.
Üçüncü örnek mi?
Yat limanı düzenleme çalışmaları.
Dört, beş altı’yı mı istiyorsunuz?
Kapalı kapılar ardından kim bilir daha neler vermişsinizdir?
Biz ancak bunları biliyoruz.
Gizli kalacağını mı sanıyorsunuz?
Tarih sizin ipliğinizi pazara çıkartacak, kendinizde insan içerisine çıkacak yüz bulamayacaksınız.
Ne var ki insan ister istemez, “Gariban işçisinin hakkını vermeyip, onları emrindeki bir başka gariban işçilere saldırtandan ne yüz beklersin ki” diye düşünmeden edemiyor.